Hiç

Zor olabilir, acılı olabilir hatta canın hiç istemeyebilir. Bütün vücudun parçalanıyor gibi acısa da, ruhunda çatlaklar açılsa da her zaman bir çıkış var. Güzel şeyler çaba istiyor, çaba güç gerektiriyor. Gücün yoksa umudun da olmuyor ve sonra karanlık bir sarmal başlıyor. Benim çıkışım koşmak! Koşarak çıkıyorum karanlıktan, belki de kaçıyorum. Kaçacak gücüm olmadığı zamanlarda korkuyorum. Korkunca güçsüz kalıyorum bir kısır döngüye kapılıyorum zaman zaman. Sonra, dün gece olduğu gibi bir gece bir umut ışığı doğuyor içimde yeniden. Ve bir adım, bir adım daha… Koş Aslı her şey geride kalsın ve sen koş ama yavaş koş. Hızlı olmanın şiddeti sana yaramıyor. Tam da bu yüzden bu yavaş olma hali, koşarken yoga yapmak gibi yavaş ama akıcı, şiddetsiz ama farkındalık içinde. Etrafını, bedenini gözlemleyerek. O akışa girdiğinde ne zamanın, ne kilometrelerin ne de diğer insanların bir önemi var sadece o anda, orada sen varsın. Ne koşmak var, ne de mesafeler ne çıkışlar ne de inişler, asfalt yok, arazi yok, patikalar yok, trafik ışıkları yok, nehirler, ormanlar, parklar, sokaklar, insanlar, korkularım yok, ben yokum. Hiçbir şey yok

Hiç…

Hiç olmak için koşuyorum…

İznik Ultra 2023

Çok uzun zaman koşmaya ara verdikten sonra Ocak 2023de tekrar koşmaya başladım ve hatta Şubat ayında her gün koştuktan sonra cesaretimi toplayıp İznik Ultra 50K (47K) yarışına kayıt oldum. Zaten Nisan başında tatil için Türkiye’ye gitmişken yarış için ay ortasına kadar kalmak da mantıklı oldu. Böylece bir taşla iki kuş vudum. Hem tatil hem yarış. Mükemmel ikili 😍

Dizimdeki geçmeyen ağrı ya da acı diyelim biz ona, aslında yarışı tamamlayıp tamamlayamamak konusundaki en büyük endişemdi. Diğer bir konu ise yarışlardan ve koşudan uzak geçirdiğim iki yıl yüzünden duyduğum kaygı, korku ve güvensizlikti. Bu sefer anksiyete sepetimde bunlarla yola çıktım.

İstanbul’da en sevdiğim parkur olan Hacıosman Korusu’nda(Atatürk Kent Ormanı) son antrenmanlarımı yapma fırsatım oldu. Korunun ne kadar çok değiştiğine inanamadım. Bence o kadar güzel olmuş ki Ekrem İmamoğlu’nun ellerine sağlık demek istiyorum. Memlekette güzel şeyler de oluyor bazen.

İstanbul’da pek sevgili Alper Dalkılıç ile biraya geldik ve ve birlikte çalışmaya karar verdik. Kendisi nefis bir insan, yarış öncesinde ve yarış esnasında verdiği destek gerçekten paha biçilmez.

İznik’e pek sevgili arkadaşım Sesil Şahin ile gittik, İstanbul trafiğinden çıkamadığımız için akşam İznik’e geç vardık ve yarış kitimi bir gün önceden alamadım ama zaten sabah zamanım vardı ve çok dert etmedim. Akşam Köfteci Yusuf’a gittik ve berbat bir köfte yedik. O gece hiç uyuyamadım. Yarış stresi, yastık problemi ve regl olmak bir araya gelince korkunç bir gece geçirdim. Toplamda belki iki saat içim geçmiştir hepsi o kadar. Sabah kalktığımda barsaklarım bozulmuştu. Haliyle moral sıfır! Alper’e mesaj yazdım. Ben yapamayacağım diye. Sağolsun verdi gazı 😊 İyi dedim en kötü bırakırım olmazsa. Aklından bile geçirme! dedi. Neyse önce eczane buldum bir barsak ilacı aldım, sonra yarış kitini almaya gittim ve hala kahvaltı yapmamıştım. Otele döndüm, artık oda da bulduğum yiyecek ne varsa, çubuk kraker ve fıstık ezmesini karıştırıp ağzıma tıktım biraz su, biraz meyve suyu içtim, hızlıca giyinip çıktım. Servis noktasına gittim sevgili Sevim ve Bülent oradaydılar. Servise bindik ve start noktasına gittik. Hiç keyfim yok, midem berbat 😞 gözümden uyku akıtıyor, regl ağrısı. Off gerçekten olabilecek en fena durumdayım. Start noktası berbat bir köy kahvesi bir tuvalet var ki ömründe temizlenmemiş, hiç su yüzü görmemiş, cidden iğrençti. Oralet içtim, bir parça peynir ekmek yedim. Sevim sağolsun ekmeği yanına al dedi. Hakikaten yarışın sonuna doğru midem kazındı ve o kuru ekmek hayatımı kurtardı.

Ve start ve sonrasındaki bitmeyen tırmanış derken artık kendi ritmimi bulmaya başladım. Yarışın ilk bölümünü sevgili Melis Şentürk ile beraber koştuk. Pozitif enerjisi bana güç verdi hem ayrıca ayakkabılarımız da aynıydı 😊 Bir noktada ayrıldık ve yarışın sonraki bölümünde yeni yol arkadaşım Aslı Razbonyalı ile tanıştık. Bir süre birlikte gittik hem adımız da aynıydı 😊. Patikanın bir yerinde zorlu bir geçiş vardı ben batonlara rağmen zorlandım inerken. Aslı’nın hemen arkamda olduğunu düşündüm biraz bekledim, gelince inmesine yardım ettim sonra koptuk birbirimizden galiba. Derken uzun iniş başladı, hava kararıyordu kafa lambamı taktım arık son on kilometre bitti bu iş! İndikçe dizim acımaya başladı. İyi ki batonlarım vardı zaten yarışın tamamını batonla gittim. Batonlar beni yavaşlattı mı bilmiyorum ama çok güven verdiği, çok güç verdiği kesin. Dizime mümkün olduğunca az yüklenmiş oldum. Neysen tatlı tatlı inerken bu sefer de çok sevgili Sezgin Oturmaz ile tanıştım. Yorulmuştum, acıkmıştım, dizim acıyordu ama işte tam da her şey can sıkmaya başladığında o harika insanlar birden karşınıza çıkıyor. Sezgin abi bana finişe kadar eşlik etti daha ziyade beni finişe götürdü diyelim. Sağolsun 😊🙏🏻 Finişte Sesil bekliyordu ❤️ Sekiz saat süren bu harika yolculuk çok şahane insanlar sayesine pek güzel bir anıya dönüştü benim için. Hayatıma yeni ve çok cici insanlar kattı, eski dostları görme fırsatım oldu ve de öz güvenim tekrar yerine geldi.

Yarış sonrası kelle paça çorbası ilaç gibi geldi üzerine Kemalpaşa tatlısı yedim sonra da Sesil’le odamıza gidip uyuduk. Ertesi gün Sesil 14K koştu ben de börek yedim 😋

Şimdi şunu söylemek istiyorum insanın memleketi gibisi yok, bizim ultracılar gibisi hiç yok. Bu ayın ortasında Ecotrail Oslo 31K koştum ve…. Bunu daha sonra anlatırım 😞. Alakası yok o kadar diyim…

iznik ultra 2023

Koşmak mı, kaçmak mı?

Koşmak benim ruhumda tam olarak neye tekabül ediyor bilmiyorum. Unutmaya mı, kaçmaya mı, yoksa hayata direnmeye mi? Dayanıklılığımı mı arttırıyor, yoksa dayanamayacak gibi olduğumda hızla uzaklaşmaya mı alıştırıyor beni pek bilemiyorum. Hali hazırda zaten dik duran omurgamı daha da dik tutmamı sağladığı kesin ama.

İnsan zamanla hiç bitmeyecekmiş gibi gelen yolların bittiğini, kilometrelerin aslında hiç öneminin olmadığını anlıyor. Uzağa doğru attığım her adımda, aldığım her nefeste, nabzım yükselirken, terlerken, susarken, ayaklarım acırken herşeyin aslında ne kadar da geçici olduğunu biliyorum yani öğrendim.

Koşarken düşünceler birbirini kovalıyor, sorular, kavgalar, duygular, karmakarışık düşünceler, uçuşan fikirler ve ara sıra “kızım manyak mısın ne yapıyorsun sen burada?”sorusu. Yani beynim  çoğu zaman bacaklarımdan daha hızlı çalışıyor ama sonra birden aslında tüm o düşüncelerin nasıl da yok olup gittiğini farkediyorum ve…

Sessizlik.

20180619_143216-1

 

Zihin boşalıyor, ayaklar şişiyor ama sonrasında gelen o hafiflik o kadar güzel ki bir bakmışsın bağımlısı olmuşsun, bir bakmışsın koşmak seni ele geçirmiş ve birden aslında kaçtığın şeyin kendin olduğunu anlamışsın. Kendinden ne kadar uzağa gidebilirisin mesela 100 mil mi?  Peki ya sonra?

IMG_20180802_134408_571

Etrafını saran her nesneden uzaklaşıp, dağa, taşa, toprağa, ağaca, geceye, yağmura, güneşe, sıcağa, kara, yıldızlara doğru koşmaya iten şey ne acaba seni? Doğanın kucağında evinde gibi huzurlu hissettiğin o an, bir böceğin peşinden beş dakikadan fazla zaman harcadığın yarışlar neden? Koşarken gözünden boşalan yaşlar niye?

20180421_132055.jpg

Her ne kadar hedefin değil de aslında yolculuğun bütün mesele olduğunu anlatmaya çalışsan da etrafındaki bazıları için en önemli konu kaç pace ile koşulduğu değil mi? Hızlı ya da yavaş, önce ya da sonra ne fark eder? Etmez aslında. Şimdi ben kırk yaşımı aştım da ondan demiyorum bunu, yirmi de olsan, otuz da olsan hiç önemi yok bunların hem de hiç… Sen kimden kaçıyorsun, kime koşuyorsun, nereden geldin,  nereye gidiyorsun önce ondan haber ver.

 

Bir hayalin peşinden ya da bir hayale doğru koşsan bile, ne uzaklaşmak mümkün ne de yakınlaşmak…

IMG_20190122_135757_127-1

Aşk olsun kalbinde, sevgi olsun tüm hücrelerinde gerisi boş.

#seviyorsankosbence

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑