Koştum

Ağrı falan bir yere kadar. Öyle çok sıkıldım ki daha fazla dayanamadım ve kendimi sokağa attım. Koştum. Öylece koştum gittim. Yarın yokmuş gibi. Sabah uyandığımda göreceğim bakalım ne olmuş. Belki de iyi gelmiştir. Yarın zaten doktora gidiyorum. Artık bitsin bu çile, nereme ne olmuşsa bilmek istiyorum. Ama koşarken bir acı bir ağrı olmadığına göre bu iş koşmakla ilgili değil. Sakatlanmak çok fena bir şey. Hem fiziksel hem de psikolojik olarak çok yıpratıcı. Insanın canının istediği gibi hareket edememesi çirkin bir durum. Bakalım yarın olsun, iyi mi yaptım kötü mü anlayacağım.

Koşamayan Aslı

Yatıyorum, böyle bildiğin yatay pozisyon, iki kalkıp resim yapıyorum sonra tekrar yatıyorum. O kadar çok sıkıldım ki kelimeler kifayetsiz kalıyor. Geçmiyor bu bel ağrısı dostlar. İlaçlar, masajlar, şifacılar, reikiciler o derece herkes iş başında ama yok geçmiyor. Dün biraz iyi gibiydim, akşam serinliğinde hafiften koştum, ahh nasıl iyi geldi. Kısacık koştum ama çok güzeldi. Sonra, “dur Aslı dedim zorlama kendini yavaş yavaş…”

Bugün mesela cesaret edemedim koşmaya, resmimi bitirdim, ilaçlarımı içtim sürdüm neyse yattım bütün gün haliyle geberdim sıkıntıdan. Elimde telefon sürekli yok Facebook yok Instagram, kitap okudum, film izledim. Bahçede oturdum biraz. Maksat zaman geçsin ama ben koşmak istiyorum !

15 gün aradan sonra

15 gün olmuş tek adım koşmayalı, yalan olmasın gecenin üçünde İtalya gemisine koştum ama o sayılmaz, neyse artık Ağustos programına baştan başlayacağım mecburen. İnsan böyle ara verince tekrar başlaması çok zor oluyor. İlk bir kaç gün sürünürüm sonra yavaş yavaş kendime gelirim belki. Belimin ağrısı acaba geçer mi koşunca yoksa daha mı kötü olacak onu görücez artık. Öğleden sonra bir edit yaparım bu posta, durum bildiririm. Şimdi biraz okuma zamanı, sonra koşu. Bu arada koşuyla ilgili olmasa da Sezgin Kaymaz okumayan kalmasın,gerçekten bazı yazarlar çok şahane.

Edit: Koştum geldim. 2 km yürüdüm önden, peşine 9 km koştum. Ne yalan söyliyeyim yoruldum biraz, ayrıca koşu bandında bu mesafeler çok sıkıcı oluyor. Kulaklığımı da almamışım yanıma müzik bile dinleyemeden koştum Hamster misali.

Belim daha iyi, gerçekten hareket iyi geliyor galiba ama sol dizim sinyal vermeye başladı tekrar. Koşu sonrası hep sol dizimde sıkıntı oluyor ben de buz koyuyorum. Bir de dizliğim var çok iyi geliyor onu takıyorum.

Böyle işte…

Damlaya damlaya göl olur

Bakıyorum da koşu malzemeleri çok pahalı, Nike ın outletleri olmasa batarız bildiğin. Yine de madem bu kadar koşuyorum bir işe yarasın siye düşündüm. Koşu kavanozuma koştuğum her kilometre için 1lira arıyorum. Çok param olunca ayakkabı alıcam en şahanesinden:)) IMG_7527

Sıcak sıkıntısı

Koşamıyorum dostlar, çok sıcak. Koşmayı bırak yaşayamıyorum bu sıcakta. Bodrum üstü Datça Temmuz sıcağında mum dikti resmen çektiğim eziyete. Sıcak evet, peki ya her yerin yokuş olmasını ne yapıcaz? İnsanın yürüyerek bile çıkmak istemediği yokuşlar var buralarda. Aman yaa bildiğin eziyet çekiyorum. Hani İstanbul'da aman sıcak, yok nemli, orası yokuş, burası kalabalık diye söyleniyordum ya, ah ahh beteri varmış. Antremanları Özgür öğretmenim yazıp gönderiyor da bakalım ben nasıl yapıcam orası belli değil.
Nabız tavan yapmış durumda bu günlerde. Hızlı koşarsam ölür müyüm acaba diye düşünüyorum. Yaz sıkıntısı bitse de Eskişehir'de huzurumla koşsam. Nedir bu arkadaş Haziran ve Temmuz eziyetle geçti kaldı geriye Ağustos. Sık Aslı dişini az kaldı. Koşu maceramda ilk yazım böyle acıların çocuğu olarak geçiyor.
Ama işte manzaralar pek şahane, çiçek, böcek, hayvan, zeytin ağacının gölgesine sığınmak falan güzel :))

Herkese ve herşeye rağmen koşmak

Bizde toplumsal hastalıktır birisi güzel bir şey yapıyorsa mutlak eleştiri ve bir beğenmezlik alır başını gider. Birincisi bizim millet her şeyi bilir, her konuda uzmandır. Ehh hal böyle olunca söyleyecek lafları da çok oluyor. 

Ne zaman yeni bir şey yapmaya başlasam hemen çatlak sesler yükselir. Genel olarak bizde yeni deneyimler yaşamak gereksiz ve yersizdir üstelik çoğunlukla da dalga konusudur. 

Bizim memlekette “maymun iştahlı” diye bir tabir vardır. Toplumda kabul gören tip, hayat boyu aynı şeyi yapan, aynı evde oturan, macera peşinde koşmayan, sabit kişidir. Bu kişi ne uzar ne de kısalır. Olduğu yerde sabit durur, dünya üzerindeki günlerini olduğu yerde geçirir ama toplum bu tipi sever. Bu tip tutarlı insan  olarak algılanır ne yazık ki…

Nerede benim gibi meraklı, hevesli, heyecanlı, macera sever kişi varsa, toplum bu kişileri hoş karşılamaz. “Maymun iştahlı” kişilik işte budur. 

Cahil ve geri kalmışlığımızın asıl sebebi de bu aslında ama kim farkında?

Mesela ben çok meraklı bir kişiyim, tür çeşit zamanlarda tür çeşit şeye merak sararım. Meraklandığımda başlarım okumaya, araştırmaya, izlemeye. Benim bu halim ailemde ve arkadaş çevremde hep dalga konusudur. “Bu bitince sırada ne var?” diye sorarlar. Bunu soranlar  hayatlarında bir tutkuya kapılıp gitmemiş, yemek, içmek, gezmek, televizyon izlemekten öte bir hayatları olmamış, pratikte ortaya hiçbir şey koymamış insanlardır ve aslında sadece sinir bozarlar. Elimden gelse gülüp geçicem ama sinirleniyorum işte…

Benim gibi tipler bazen de “uçuk” olarak adlandırılırlar  ve bu benim gurur duyduğum bir durumdur. 

“Uçalım o zaman bebişim”

Neyse konu esasında çevremdeki tüm muhalefete rağmen koşmakla ilgili. Şunu anlıyorum ki bizim toplumumuzda spor sadece sakatlanmakla alakalı bir konu, sporun faydasından çok zararını konuşuyoruz hep. Spor sadece çocuklar için faydalı o da boyu uzasın diye 🙂 misal çocuk spor yapmasa 150cm olacakken, basketbol oynayınca 180cm olacağı zannedilir, hiç alakası yoktur oysa. 

Eğer yaşınız otuzlara ve hatta daha üzerine gelmişse artık sporun zararları iyice gündeme gelir. Evde kek, börek pişirip popoyu büyütenler en sağlıklı hayatı mı yaşıyorlar acaba?

İnsanın doğası kanepede oturmaya değil hareket etmeye daha uygundur ve hareketin yaşı olmaz dostlar. Önemli olan bedeni dinleyebilmek ve bilinçli olmaktır. Doğru  akılla yapılan spor yaşamın bir parçasıdır, üstelik her zaman faydalıdır. 

Adam elinde sigara, önünde içki bardağı oturduğu yerden koşanların sakatlanacağı ya da kalp hastası olacağına dair ahkam keser, böyle tiplere itibar etmeyiniz.  Maymun iştahlı ve uçuk tiplere itibar ediniz, üstelik ne  kadar çok konuda ne kadar çok şey bildiklerini görünce şaşıracaksınız:))

Bugün koşuyorsam ömür boyu sürmek zorunda değil, sırada ne olacağını şimdiden düşünmedim ona da o zaman bakarım diyorum. 

Seviyorsan koş bence, sıkılırsan başka şey yaparsın önemli değil. 

Not: Mesela bir yazı yazarsın okuyan arkadaşın konuyla değil de yazım hatalarını düzeltmeyle ilgilenir. Neden? Çünkü yazmak kötüdür, bırak yazma zaten yazamıyorsun demek ister inceden. 

Kötüdür bizde bir şey yapmak.  

Okumak iyidir

Yeni bir şeye merak sardığımda, bol bol okumayı severim. İnternet böcekliği ayrı, konu hakkında yazılmış çizilmiş ne varsa büyük bir iştahla okumaya incelemeye çalışırım. İş koşuya gelince ilk önce “Koşmak İçin” isimli kitabı okumuştum. D&R da karşıma çıkmıştı kendisi ve hatta indirimdeydi. Öyle bilerek değil de meraktan almıştım, sonradan öğrendim çok popüler bir kitapmış koşu dünyasında. Seveni var sevmeyeni var ama bence güzel bir kitap ve  okumaya değer :)) 

Koştukça koşasın gelir 

Söyleseler inanmazdım, anlatsalar anlamazdım ama koşmanın garip bir bağımlılık yaptığı ortada.
Mesela ben daha önce de böyle bir heves yoga yaptım, heves derken yanlış anlaşılmasın uzun yıllar sürdü aslında, hatta fazlaca ileri gidip hocalık eğitimi aldım ve işte o noktada yogadan kopmaya başladım. Orada bir “biz” olma hali vardı, yani işte,” biz yogacılar” gibi, üstelik daha fazla yogacılar ve daha az yogacılar olarak ikiye ayrışan biz olma durumu. Üstüne bir de aman evrene iyi enerji gönderelim iyi olsuncular, içimize doğru çıktığımız yolculuklar falan derken benim ruhum sıkıldı. Gerçi Metin Hara epeyce iyi düşünmüş galiba. Neyse şimdi konu o değil de söylemeden geçmeyeyim, yoga her zaman çok faydalı bir bedensel egzersiz özellikle koşu gibi bir sporla uğraşanlar için esnemenin önemi tartışılmaz. Koşu sonrası iyi bir esneme ve uzatma yaniiii “stretching” dostlar pek faydalıdır. Üşenmeyiniz yapınız.
Konuya döneyim bari, insan başlıyor koşmaya ufak ufak, kısa mesafelerle, sonra yavaş yavaş artıyor o mesafeler sanki sonsuzluğa doğru uzanıyor. 300 metre birden bire 3 kilometreye oradan 13 kilometreye ve işte öylece gidiyor. “Yok artık daha neler?” dediğin mesafeler küçülüp kalıyor. Hayret yani, ben de hala şaşırıyorum. Hala derken, Kasım ayında başladım koşmaya şimdi aylardan Temmuz. Şaka maka dokuz ay olmuş.
Ben kendi sınırlarımda dokuz ayda en uzun 13 km koşabildim henüz. Hedefim 12 Kaım 2017 İstanb ul Maraton’unda 15K koşmak. Epeyce heyecanlı.
Koşmak için sadece koşmak gerekli, evet uygun ayakkabı ve kıyafet de lazım ama o kadar aslında. Çıkar koşarsın, yorulursan yürürsün, sıkılırsan durursun işte o kadar. Ve de koştukça koşasın gelir. Fotoğraftaki gibi, yağmurlu bir kış günü, kimsenin olmadığı bir parkta koşmanın tadına varırsın mesela :))

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑