Koşmak mı, kaçmak mı?

Koşmak benim ruhumda tam olarak neye tekabül ediyor bilmiyorum. Unutmaya mı, kaçmaya mı, yoksa hayata direnmeye mi? Dayanıklılığımı mı arttırıyor, yoksa dayanamayacak gibi olduğumda hızla uzaklaşmaya mı alıştırıyor beni pek bilemiyorum. Hali hazırda zaten dik duran omurgamı daha da dik tutmamı sağladığı kesin ama.

İnsan zamanla hiç bitmeyecekmiş gibi gelen yolların bittiğini, kilometrelerin aslında hiç öneminin olmadığını anlıyor. Uzağa doğru attığım her adımda, aldığım her nefeste, nabzım yükselirken, terlerken, susarken, ayaklarım acırken herşeyin aslında ne kadar da geçici olduğunu biliyorum yani öğrendim.

Koşarken düşünceler birbirini kovalıyor, sorular, kavgalar, duygular, karmakarışık düşünceler, uçuşan fikirler ve ara sıra “kızım manyak mısın ne yapıyorsun sen burada?”sorusu. Yani beynim  çoğu zaman bacaklarımdan daha hızlı çalışıyor ama sonra birden aslında tüm o düşüncelerin nasıl da yok olup gittiğini farkediyorum ve…

Sessizlik.

20180619_143216-1

 

Zihin boşalıyor, ayaklar şişiyor ama sonrasında gelen o hafiflik o kadar güzel ki bir bakmışsın bağımlısı olmuşsun, bir bakmışsın koşmak seni ele geçirmiş ve birden aslında kaçtığın şeyin kendin olduğunu anlamışsın. Kendinden ne kadar uzağa gidebilirisin mesela 100 mil mi?  Peki ya sonra?

IMG_20180802_134408_571

Etrafını saran her nesneden uzaklaşıp, dağa, taşa, toprağa, ağaca, geceye, yağmura, güneşe, sıcağa, kara, yıldızlara doğru koşmaya iten şey ne acaba seni? Doğanın kucağında evinde gibi huzurlu hissettiğin o an, bir böceğin peşinden beş dakikadan fazla zaman harcadığın yarışlar neden? Koşarken gözünden boşalan yaşlar niye?

20180421_132055.jpg

Her ne kadar hedefin değil de aslında yolculuğun bütün mesele olduğunu anlatmaya çalışsan da etrafındaki bazıları için en önemli konu kaç pace ile koşulduğu değil mi? Hızlı ya da yavaş, önce ya da sonra ne fark eder? Etmez aslında. Şimdi ben kırk yaşımı aştım da ondan demiyorum bunu, yirmi de olsan, otuz da olsan hiç önemi yok bunların hem de hiç… Sen kimden kaçıyorsun, kime koşuyorsun, nereden geldin,  nereye gidiyorsun önce ondan haber ver.

 

Bir hayalin peşinden ya da bir hayale doğru koşsan bile, ne uzaklaşmak mümkün ne de yakınlaşmak…

IMG_20190122_135757_127-1

Aşk olsun kalbinde, sevgi olsun tüm hücrelerinde gerisi boş.

#seviyorsankosbence

Ayakkabı sorunsalı

Bazıları o kadar mükemmel ki, insan son derece ezik hissediyor kendisini. Başını nereye çevirsen harikulade insanlarla göz göze geliyorsun. Kariyer olsun, spor olsun, sanat olsun ve elbette ebeveynlik olsun herkes aşırı süper. Ben değilim. Hep ortalama bir kişi oldum ben. Hiç bir zaman çok başarılı oldum diyemeyeceğim. Bunun kötü bir şey olduğunu düşünmüyorum o ayrı.

Koşarken de aynı şey. Tür çeşit bloglar, yarış raporları okuyorum hepsi ayrı ayrı çok kıymetli başarı hikayeleri ile dolu. Gerçekten inanılmaz derecede takdir ediyorum ve hayranlıkla izliyorum. Peki ya biz sıradan canlılar? Ortalama kişiler biz ne yapıyoruz?

Bence her amatör deneyimlerini paylaşmalı. Bir yarışa yüzlerce, binlerce kişi katılıyor bunlardan ilk üçü kürsüye çıkıyor, ilk otuz kişisi diyelim sağlam sporcu peki ya geriye kalanlar? Biz de insanız, biz de koşuyoruz.

Neyse bence yola çıkmış olmak en önemlisi.

Koşan insanın ilk ve en önemli sorunsalı bence malzeme, malzemenin de birinci sırasında ayakkabı var. Herkesin ayağına, iskelet yapısına, nasıl bastığına ve koşu ihtiyacına göre değişen bir şey ayakkabı seçimi. Mesela ben çok hevesle aldığım Salomon ayakkabılarımla asla mutlu olamadım. Hikaye şöyle, Speed Cross 3 almıştım geçen yıl. Aradım, indirim kovaladım, buldum, ne yaptım ne ettim aldım harika bir çift. Rengi de mükemmel bir o kadar da seviyorum falan derken dördüncü giyişimde anladım ki olmadı… Koydum bir kenara öyle ki bakınca ayağım acıyor 😦 Bu sefer gittim Salomon Sense Ride aldım hem de mor. Ayağıma giydim süper rahat, ilk koşuda baş parmaklarım parçalanırcasına su topladı, alışırım diye zorladım, bir süre daha giydim koştum falan ama olacak gibi değil. Ayakkabı da o kadar güzel ki, kamyon yüküyle para vermişim bir de, madem öyle dursun kenarda koşarken giyemesem de giyerim ben bunu dedim. Biraz durdu sonra baş parmaklarım için silikon parmak kılıfı aldım, o hafta sonu giydim ayakkabıları gittim ormana koşmaya harika valla hasar sıfır. Eve geldim ayy nasıl mutluyum, hemen ayakkabıyı attım çamaşır makinasının 15 dakikalık kısa programına, deterjan da koymuyorum ki ayakkabılar zarar görmesin fazla da sıktırmıyorum zaten. Buraya kadar herşey nefis. Derken makinanın programı bitiyor ben de her zaman yaptığım gibi kurutmaya alıyorum programı. Neden? Çünkü içinde ayakkabı olduğunu unutuyorum o sırada. Ve? Sonuç ayakkabılarınızı asla kurutmayın !!! Ziyan oluyor. Ben yaptım siz yapmayın.

Acemilik böyle güzellikleri beraberinde getirir :))

Not: Giyemediğiniz ayakkabılarınızı ayak numarası uyan koşucu arkadaşlarınızla paylaşabilirsiniz. Mesela ben Sesil ile paylaştım, daha ziyade Sesil’e satmış oldum. Kendisi de ayrıca nefis bir kişi öyle yani….

Benim işim yazmak değil

Valla öyle yani, benim işim çizmek, boyamak ama  bazen de yazmak lazım. Öyle edebi değeri olsun diye değil ama kenarda bulunsun diye, belki birileri gelir okur diye.

Yine Eylül, en son geçen sene Kasım ayında yazmışım, yok işte alışmayınca olmuyor bu işler… Ya da biriktirmek lazım biraz bilemiyorum.

O halde dünden başlayayım,

Dün 3 Eylül 2018, Yıldız Parkı

Bitmeyen yaz sıcağında, iğrenç nemli İstanbul havasında nerede koşacağını bilemeyen ben, sabah bir taksiye atlayıp Yıldız Parkı’na gittim. Şimdi Beyoğlu, Beşiktaş taraflarında oturanlar için koşacak yer bulmak zor anladığım kadarıyla ya da ben huysuzum belki de çok seçiciyim neyse… Dedim ki yahu Yıldız Parkı vardı ben orada koşsam mesela ne kadar tatlı olur di mi? Kalktım gittim, sabah saat 8 kimseler yok, etraf temizleniyor, muhtemelen Pazar günü her yeri çöplüğe çeviren halkımızın atıklarını topluyorlar, çimler sulanıyor. Ağaçlar kocaman, bol miktarda gölge var, gerçekten şahane ortam.  Şehrin göbeğinde cennet gibi hakikaten. Buraya kadar herşey nefis, gelelim işin koşmak kısmına. Bir kere o kadar çok iniş ve çıkış var ki, trail koşanlar ve eğim antrenmanı yapmak isteyen şehir böcekleri için harika bir yer. İn çık, in çık, pek çok ara yol var, yani hep aynı yerde koşmak da gerekmiyor. Merdivenler var. köprüler var, bir de hiç sevmediğim garip bir zemin döşemesi var adını bilmiyorum da halı saha halısı gibi bir malzeme 750 metre kadar bir parkur yapmışlar koca parkın içine, ağaçların arasında, çakma trail, ehh yetin İstanbullu bunla, senin toprakla ne işin olur.  Parkın içi  genelde gölge, fakat zemin kilit parke taş, zerre kadar toprak kalmamış, hani eski hali olsaymış trail koşanlar için muhtemelen tadından yenmezmiş. Yine de bence arabaların arasında kaldırımda koşmaktan bin kat iyi zaten zemin toprak olmadıktan sonra, taş olmuş, asfalt olmuş ne fark eder ki? Ahh ahh işte bunlar hep bizim betoncu zihniyetimiz.

Beşiktaş tarafından, girdiğinizde karşınızda hemen güzel bir yokuş var, kaldırımın kenarında o garip malzemeden bir yürüyüş yolu yapılmış 400 metre kadar, orayı çıkarak başlamak mümkün yukarı çıkınca yol sağa ve sola gidiyor, pek çok ara yola ayrılıyor, hepsi tatlı iniş ve çıkışlarla dolu zevkli aslıda da zemin sinir işte… ya da işte biraz taşın üzerinde biraz o plastik şeyin üzerinde, arada çimlerde koşarak dengelemek mümkün. Koşu bandından iyi en azından etraf güzel, manzara harika :))

Yol koşusu sevenler için pek tatlı olmayabilir bu kadar eğim gereli mi bilmiyorum. Neredeyse hiç düzlük yok içeride, onu bir düşünmek gerekir diyorum. Sanırım yol koşuları için sahil tarafları daha iyi, Caddebostan sahili mesela…

Yahu koskoca şehirde koşacak yer yok yemin ederim. Kalkıp Ayvad’a, Çekmeköy’e gitmek kolay mı? Onca yol bir o kadar trafik çekilir mi? Bir saat koşmak için iki saat yol mu yapalım her gün, hem kimin o kadar zamanı var zaten. Ne yani hep mi koşu bandında koşalım ? Bu şehir beni benden alıyor bazen. O derece bunalıyorum ki tarifsiz…

20180903_081253120180903_091627120180903_0839231

 

20180903_082550

15 yıl

Merhaba bu ben, bir ben vardır benden içeri dedikleri işte bu. Bu benim 2002 yılında #skolyoz ameliyatı olduktan sonra düzelmiş halim. 15.yıl kutlamaları kapsamında bu röntgenleri paylaşmak istedim. Geçtiğimiz on beş yılda vidalarım, sopalarım ve kancalarımla hayatın yükünü her normal insan gibi ben de sırtımda taşıdım. Hatta evlendim, çocuk yaptım, kariyer de yaptım. Resim yaptım, yoga yaptım, pilates yaptım, yüzdüm, temizlik yaptım, bisiklete bindim, uzun uzun yollarda araba kullandım, camları da sildim. Bol bol köpek çekiştirdi ama vidam atmadı mesela. Yetmedi koştum, biraz daha koştum üstelik daha da koşarım, coşarım dağları tepeleri bile aşarım. Boynum ağrıdı, belim ağrıdı, bacaklarım ağrıdı ehh başım da ağrıdı bol bol son on beş yılda ama herkesin bir yerleri ağrıdığı kadar işte. Evet havalimanlarında öttüm, açıp sırtımı göstermek zorunda da kaldım haliyle. Skolyoz ameliyatı olmak demek hayatını kısıtlamak, köşene çekilip oturmak demek değil gördüğünüz gibi. Bununla da yaşanıyor dostlar. Happy anniversary my dear #scoliosissurgery 🙏🏻 #scoliosis #scoliosisfighter #run #swim #runner #runningacademy #runningacademy_official #yoga #pilates #nevergiveup

En uzun koşu ve ağrılar

Ben ve bitmeyen ağrılarım. Artık böyle bir insan oldum. Sürekli bir ağrı ile yaşıyorum ama yılmadan koşmalara da devam. Dün sabah yine feci acılı başladı, sonra akşama kadar süründüm. Güneş gidip hava serinlemeye başlayınca, tüm acılarıma rağmen kalkıp koşmaya gittim. Malum Pazar uzun koşma günü, çıktım gittim parka. Parkın koşu parkuru 1280 metre, yani insan kendini daha az hamster hissediyor. Hani on tur koşarsan zaten neredeyse 13K. Ben dün 14K koştum ve sıkılmadım. İnsan uzun koştuğunda uzaklara girmek istiyor ama bu aralar yumuşak zeminden vazgeçmek benim adıma söz konusu değil. Bu yüzden parktan ayrılmıyorum. Dün koştuğum 14km şimdiye kadar koştuğum en uzun mesafe oldu ve en önemlisi Kasım ayında İstanbul Maraton’unda koşacağım 15 K için büyük moral oldu. Demek ki rahatlıkla bitirebileceğim bir mesafeymiş. Güzel yani sevdim bu düşünceyi ve hemen peşine Mart ayında Antalya’da 21K koşabilir miyim??? düşüncesini ekledim. Biraz heyecan verdi bu fikir bana. Gerçi geçen sene ilk yarışım 10K yı bitirdiğimde seneye 21K koşarım demiştim ama, hafif bir korku haliyle var. Gerçi Mart’a da çok var. Verimsiz bir yaz ve üstüne de bu ağrı dönemi gelince moralim bozuldu ne yalan söyleyeyim. Ama olsun zamanla her şey yoluna girecek biliyorum.

Bugün tekrar doktora gittim kemik sistemimde bir sıkıntı görünmüyor,bu iyi haber. Kan tahlili verdim artık onun sonucuna göre bakıcaz. Neyse halim çıksın falim. Bekliyorum.

Geçmeyen ağrıya koşmalı çözüm

Evet belimin ağrısı geçmedi, azaldı hem de çok azaldı gerçekten. Baktım yatarak, durarak, ilaçla geçmiyor koşarak ve coşarak geçirmeye karar verdim. Hareket hep bereket gerçekten öyle. Beden bir şekilde hareket etmeye uyum sağlıyor. Beden hareket edince zihinde onunla beraber “tamam” diyor “yaparız biz bu işi.” kim bilir belki de çok yanlış bir şey yapıyorum koşmaya devam ederek, belki de çok doğru… Orasını şimdiden bilemiyorum bunu zaman gösterecek. Her şeyin başı sağlık, bunu bilir bunu söylerim. Koşmak söz konusu olunca, koşmaya engel her şey can sıkıcı bir hal alıyor benim için. Sağlık açısından diyorum. Çünkü benim için şöyle bir durum var, koşabiliyorsam sağlıklıyım. Koşamıyorsam hımm ters giden bir şeyler olabilir.

Dün en uzun mesafem olan 12km koştum. Şimdiye kadar daha uzun bir mesafe koşmadım hiç, denemedim de ama bu Pazar 14K var mesela programımda. Yani koşmaya başlayalı bir yıl olduğunda ben de yarı maraton koşabilir hale gelir miyim diye düşünüyorum. bir sakatlanma, bir arıza, yok efendim bir hastalık olmazsa neden olmasın 🙂

Bugün bir de ay sonunda gideceğim koşu kampı için çanta ısmarladım. O da beni çok heyecanlandırıyor :))

IMG_8961

Mevsim

Mevsim yaza veda ediyor. İlk defa bu yıl yaz bitiyor diye seviniyorum. Rahat rahat koşamadığım büyük eziyet çektiğim ve de sonunda sakatlandığım bir yaz bitsin artık lütfen.

Sıcaklık azalınca koşmak haliyle daha kolay ve zevkli oluyor şöyle nefes aldığımı anlıyorum

Bu arada

Doktora gittim “yok bir şey” dedi ama ağırlarım bitmiyor. Koşuyorum evet, koşarken bir ağrı yok ama oturmak hala büyük eziyet. Bugün biraz yoga yapmayı düşünüyorum belki işe yarar, Pazartesi için kendime yüzme yazdım o da iyi olabilir. Tek istediğim bitsin bu acı artık.

Uzun zamandır düzenli koşmadığımdan bacaklarım tutuldu dün gece. Neyse ki o geçici.

Koştum

Ağrı falan bir yere kadar. Öyle çok sıkıldım ki daha fazla dayanamadım ve kendimi sokağa attım. Koştum. Öylece koştum gittim. Yarın yokmuş gibi. Sabah uyandığımda göreceğim bakalım ne olmuş. Belki de iyi gelmiştir. Yarın zaten doktora gidiyorum. Artık bitsin bu çile, nereme ne olmuşsa bilmek istiyorum. Ama koşarken bir acı bir ağrı olmadığına göre bu iş koşmakla ilgili değil. Sakatlanmak çok fena bir şey. Hem fiziksel hem de psikolojik olarak çok yıpratıcı. Insanın canının istediği gibi hareket edememesi çirkin bir durum. Bakalım yarın olsun, iyi mi yaptım kötü mü anlayacağım.

Koşamayan Aslı

Yatıyorum, böyle bildiğin yatay pozisyon, iki kalkıp resim yapıyorum sonra tekrar yatıyorum. O kadar çok sıkıldım ki kelimeler kifayetsiz kalıyor. Geçmiyor bu bel ağrısı dostlar. İlaçlar, masajlar, şifacılar, reikiciler o derece herkes iş başında ama yok geçmiyor. Dün biraz iyi gibiydim, akşam serinliğinde hafiften koştum, ahh nasıl iyi geldi. Kısacık koştum ama çok güzeldi. Sonra, “dur Aslı dedim zorlama kendini yavaş yavaş…”

Bugün mesela cesaret edemedim koşmaya, resmimi bitirdim, ilaçlarımı içtim sürdüm neyse yattım bütün gün haliyle geberdim sıkıntıdan. Elimde telefon sürekli yok Facebook yok Instagram, kitap okudum, film izledim. Bahçede oturdum biraz. Maksat zaman geçsin ama ben koşmak istiyorum !

15 gün aradan sonra

15 gün olmuş tek adım koşmayalı, yalan olmasın gecenin üçünde İtalya gemisine koştum ama o sayılmaz, neyse artık Ağustos programına baştan başlayacağım mecburen. İnsan böyle ara verince tekrar başlaması çok zor oluyor. İlk bir kaç gün sürünürüm sonra yavaş yavaş kendime gelirim belki. Belimin ağrısı acaba geçer mi koşunca yoksa daha mı kötü olacak onu görücez artık. Öğleden sonra bir edit yaparım bu posta, durum bildiririm. Şimdi biraz okuma zamanı, sonra koşu. Bu arada koşuyla ilgili olmasa da Sezgin Kaymaz okumayan kalmasın,gerçekten bazı yazarlar çok şahane.

Edit: Koştum geldim. 2 km yürüdüm önden, peşine 9 km koştum. Ne yalan söyliyeyim yoruldum biraz, ayrıca koşu bandında bu mesafeler çok sıkıcı oluyor. Kulaklığımı da almamışım yanıma müzik bile dinleyemeden koştum Hamster misali.

Belim daha iyi, gerçekten hareket iyi geliyor galiba ama sol dizim sinyal vermeye başladı tekrar. Koşu sonrası hep sol dizimde sıkıntı oluyor ben de buz koyuyorum. Bir de dizliğim var çok iyi geliyor onu takıyorum.

Böyle işte…

Uzun koştuğum sıcak bir Temmuz günü

Evet dostlar uzun koştuğum son gündü, 31 Temmuz 2017. Uzun derken 12 km, öyle 30/40 km falan değil yani. Yaz mevsimi benim için koşu sporundan uzaklaşma mevsimi oldu. Öyle çok zorlandım ki akıl alır gibi değil. Yıllardır yaz sıcaklarında sokağa çıkmayan, çıksam bile serin bir gölgede oturmayı tercih eden bir kişi olduğumdan bu sene yazdan fena bunaldım. Sabah yedide kalkıp yarım saat içinde koşmaya başlasam bile havanın 29 derece olması kaçınılmazdı. Nabız 178/180 arası atarken "deli miyim ben?" diye düşündüğüm çok oldu. İstanbul'da ise durum daha acıklı sıcak ve nem bir arada hiç çekilmiyor.
Yine de Datça'da gölgesine sığındığım zeytin ağaçları, çiçeklerine hayran olduğum begonviller sağolsun acımı dindirmeye yardımcı oldular. Ağaç gölgesinin güzelliği hele bir de önünde deniz varsa bence paha biçilmez.
O temmuz gününden sonra belimde bir ağrı başladı 7 Ağustos 2017, bugün 21 Ağustos ve ağrılarımda en ufak bir azalma yok. Koşamıyorum, oturamıyorum, ayağa kalkarken çok acı çekiyorum.

Sıcak sıkıntısı

Koşamıyorum dostlar, çok sıcak. Koşmayı bırak yaşayamıyorum bu sıcakta. Bodrum üstü Datça Temmuz sıcağında mum dikti resmen çektiğim eziyete. Sıcak evet, peki ya her yerin yokuş olmasını ne yapıcaz? İnsanın yürüyerek bile çıkmak istemediği yokuşlar var buralarda. Aman yaa bildiğin eziyet çekiyorum. Hani İstanbul'da aman sıcak, yok nemli, orası yokuş, burası kalabalık diye söyleniyordum ya, ah ahh beteri varmış. Antremanları Özgür öğretmenim yazıp gönderiyor da bakalım ben nasıl yapıcam orası belli değil.
Nabız tavan yapmış durumda bu günlerde. Hızlı koşarsam ölür müyüm acaba diye düşünüyorum. Yaz sıkıntısı bitse de Eskişehir'de huzurumla koşsam. Nedir bu arkadaş Haziran ve Temmuz eziyetle geçti kaldı geriye Ağustos. Sık Aslı dişini az kaldı. Koşu maceramda ilk yazım böyle acıların çocuğu olarak geçiyor.
Ama işte manzaralar pek şahane, çiçek, böcek, hayvan, zeytin ağacının gölgesine sığınmak falan güzel :))

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑