Zor olabilir, acılı olabilir hatta canın hiç istemeyebilir. Bütün vücudun parçalanıyor gibi acısa da, ruhunda çatlaklar açılsa da her zaman bir çıkış var. Güzel şeyler çaba istiyor, çaba güç gerektiriyor. Gücün yoksa umudun da olmuyor ve sonra karanlık bir sarmal başlıyor. Benim çıkışım koşmak! Koşarak çıkıyorum karanlıktan, belki de kaçıyorum. Kaçacak gücüm olmadığı zamanlarda korkuyorum. Korkunca güçsüz kalıyorum bir kısır döngüye kapılıyorum zaman zaman. Sonra, dün gece olduğu gibi bir gece bir umut ışığı doğuyor içimde yeniden. Ve bir adım, bir adım daha… Koş Aslı her şey geride kalsın ve sen koş ama yavaş koş. Hızlı olmanın şiddeti sana yaramıyor. Tam da bu yüzden bu yavaş olma hali, koşarken yoga yapmak gibi yavaş ama akıcı, şiddetsiz ama farkındalık içinde. Etrafını, bedenini gözlemleyerek. O akışa girdiğinde ne zamanın, ne kilometrelerin ne de diğer insanların bir önemi var sadece o anda, orada sen varsın. Ne koşmak var, ne de mesafeler ne çıkışlar ne de inişler, asfalt yok, arazi yok, patikalar yok, trafik ışıkları yok, nehirler, ormanlar, parklar, sokaklar, insanlar, korkularım yok, ben yokum. Hiçbir şey yok
İlk defa 2018 yılında 25 K parkurunu koşmuştum canım Sesil, Nilhan ve Hakan ile beraber. Yanında arkadaşların olunca en zorlu parkurlar bile kolay geliyor herhalde çünkü 2018’den aklımda kalan tek şey çıktık ve indik üstelik çok eğlenceliydi. Bitişte Tuğba ve Özgür Tetik bizi bekliyordu… Ne güzeldi ! Bir takımla birlikte olmak, beraber seyahat etmek, birlikte yemek içmek bu koşu işini çok daha eğlenceli bir hale getiriyor. Gerçi o zaman da takım içi beğenmezlikler ya da kendini pek beğenmeler vardı klasik… Kapalı grup olarak gelip, grup ⊂ takım olarak gitmişlerdi, isimlerini bile hatırlamıyorum o derece.
Bu yıl da benzer ≈ arkadaşlar vardı, bu sefer görmezden gelen türünden. Değişik yani…
Aslında ben koşunun özellikle trail koşmanın insanın içindeki iyiyi, güzeli ortaya çıkarttığını düşünüyorum. Koşu birlikteliği tatlış insanların ortak bir hobby etrafında toplandığı cici bir ortam gibi geliyor bana ama bazen de öyle olmuyor anlaşılan. Gerçi istisnalar kaideyi bozmaz 😆. Hep söylerim koşu benim hayatıma nefis insanlar kattı. Epeyce asosyal birisi olduğum düşünülürse Garmich’de durup dururken birsiyle konuşmuş olmam bir mucizeydi yani olacak iş değil! O konuştuğum kişinin de Türk olması ve İlayda olması ise ayrıca hayret verici! İznik’te Aslı ve Melis, Zugspitze’de İlayda. Ben kendime inanamıyorum ama hayat bu dünya tatlısı insanları benim yoluma çıkartıyor. Ne mutlu!
O halde buraya tatlı bir Aslı ve İlayda fotoğrafı bırakayım.
Genelde yarışlardan sonra yazılan yarış raporlarını okuyamıyorum çünkü çok sıkıcı geliyor bana. Bence herkesin deneyimi kendisine özel, parkur her yıl başka. Bazen yağmur, çamur, kar bazen güneş sıcak. Yarış günü koşulların ne olacağını da önceden bilmek asla mümkün olmuyor. Sen de her gün farklısın dolayısıyla başkalarının deneyimleri iyi hoş ama kimin hangi parkurun kaçıncı kilometresinde ne yaptığı benim pek ilgimi çekmiyor, ilgisini çekenler zaten okuyorlardır. Bana göre, Starta gidiyorsun ve başlıyorsun artık yolda ne olacaksa oluyor. Hayat gibi işte…
Bu sene Zugspitz Ulta Trail’da parkurları değiştirmişler ve daha önce 25 K olan parkur rotanın da değişmesiyle 32 K olmuş. Yarışa kayıt olmadan önce daha uzun mesafeleri düşünmedim bile. Bunun iki sebebi vardı, birincisi neredeyse iki yıl süren sakatlık , ikincisi ise parkurun ne kadar zorlu olabileceğini önceden az buçuk tahmin etmiş olmam. Beni bu yarışla ilgili en çok korkutan şey irtifaydı. Deniz seviyesinde yaşayan birisi olarak vücudumun yükseklerde nasıl tepki vereceğini pek kestiremiyordum bu yüzden Münih’e o hafta Pazartesi günü gittim, Salı günü Garmisch’e geçtim. Bu yolculukta küçük bir salaklık yaptım. Otobüs tutarsa😳 endişesiyle bir tam Dramamin’i yuttum ve bütün günüm ilacın verdiği sersemlikle feci geçti. Yani Salı günü bitik şekilde ortalarda gezindim. Çarşamba günü hadi dedim çıkayım dağlara. Rotayı da zaten önceden yüklemiştim saatime, mis gibi koşmaya başladım aman da aman, ne güzel, ohh ohh pek güzel derken 10 Kilometre gitmişim, bir de dönüş var haliyle toplamda 20K. Çok güzeldi pişman değilim. Perşembe Alper’e söz verdim 45 dakikayı geçmeyeceğime ve hatta sözümü tutabilmek için o gün epeyce oyalandım öğleden sonra bari biraz yürüyeyim diye çıktım yola zira ertesi gün yarış var. Başladım koş yürü gidiyorum baktım birisi yolun ortasında, telefonunu koymuş, karşısına geçmiş fotoğraf çekmeye çalışıyor. O am bende bir sosyal dürtü! “Ben çekebilirim istersen fotoğrafını.” diye bir cümle çıktı ağzımdan! Kelimeler paldır küldür döküldü birden. Çok enteresan!Böylece İlayda ile tanışmış oldum ve o gün de yine bir 10K daha koşuldu. Sonrasında duş ve yemek. Kendimi yorgun hissetmediğim için hiç dertlenmedim. Ertesi gün Cuma, yarış saat 2’de olduğu için de ayrıca rahattım. Sabahları çalışmayan bedenim ve ruhum için harika bir saat. Keşke bütün yarışlar öğleden sonra olsa.
Yarış sabahı yine de erken kalkıp kahvaltımı yaptım, tuvalet işlerimi hallettim, malzemelerimi kontrol ettim süper her şey eksiksiz ve hazırdım sadece hava berbattı. Feci şekilde yağmur yağıyordu azıcık canım sıkıldı ama yapacak bir şey yok. Bu arada hava raporu saat 2’de yağmurun duracağını söylüyordu. (Hava durumu radyodan söylüyor herhalde 🤔 dilime böyle yerleşmiş yaşım ortaya çıkacak.)
Havadurumu uygulamasına göre yağış ikide duracak gibi görünüyordu ve de öyle oldu 😊
Son anda, yükseklerin kapalı havada düşündüğümden çok daha soğuk olacağını göz önünde bulundurarak şort giymek yerine kısa tayt giymeye karar verdim, gerekirse uzun taytı üzerine hemen geçirebilirdim. Sonra yarış esnasında ne kadar doğru bir karar verdiğimi anladım. Bravo bana! Bir de son anda Salomon Ultra Glide 2 ayakkabımla koşmaya karar verdim, o da ayrıca süper bir kararmış.
Starta İlayda da geldi o kadar çok sevindim ki anlatamam. Yalnız olmamak ne güzel bazı anlarda! Zaten başlayınca gidiyor işte.
Bu yarışla ilgili olarak aklımda kalanlar şöyle;
Sabah erken başlamayan yarışları seviyorum.
Parkuru iki gün önce bile olsa önceden teftişlemek (recce) psikolojik olarak çok faydalı.
Bu yılın benim için en önemli yarışıydı ve düşündüğümden çok daha iyi geçti.
Kişinin kendisini tanıması ve doğru mesafe/ parkur seçimi çok önemli.
Doğru hazırlık paha biçilmez! Çıkışta ve inişte hiç zorlanmadım, özellikle çok teknik single track kısım su gibi aktı hem çıkışta hem de inişte. Yarış hazırlıkları boyunca sevgili Alper Dalkılıç’ın önerisi üzerine yaptığım uzun, batonlu hikingler sayesinde hiç yorulmadan, hiç zorlanmadan sakin sakin çıktım, hoplaya zıplaya indim.
İyi malzemeler bana kendimi iyi hissettiriyor, maddi gücüm olduğu sürece iyi malzeme almaya çalışacağım.
Baton nefis bir şey.
Zaten yavaş olduğum için video ve fotoğraf ile hiç vakit kaybetmedim Alper’in de dediği gibi hiç durmadan devam ettim. O derece durmadım ki giyinip soyunma işlerimi bile yürürken yaptım, Check pointlerde hiç oyalanmadım.
Hiç durmadım ama yavaşlamam geren yerlerde yavaşladım böylece enerjimi yarış sonuna kadar idareli kullanmış oldum.
Sakin olmak şart!
İyi bir strateji kurmak ve ona sadık kalabilmek çok önemli. Benim için en kritik şey çok yavaş başlamak. Özellikle trail yarışlarının ilk kilometreleri asfalt üzerinde başlıyor ve herkes çok hızlı çıkıyor. İşte o hızlı çıkışa kapılırsam çok kötü. Yavaş başla Aslı yavaş! bırakıyorum herkes gidiyor. Gitsinler.
Yarış esnasında sadece kendine odaklanmak gerekiyor. Diğer insanların ne yaptığına hiç bakmamak lazım.
Aklıma gelenler şimdilik bunlar.
Canım İlayda finişte bekliyordu ❤️ Sonrası malum yemek, içmek, sohbet ama ertesi gün onun yarışı olduğu için erken bir saatte ayrıldık ben de yattım uyudum.
Yılın en güzel yarışıydı pek mesudum gerçekten.
Bu yılı bir yarışla daha taçlandırmak istiyorum. Bakalım 🧐
Her gün koşamıyorum çünkü galiba saçımı yıkamaya üşeniyorum. Gerçekten, koşmak hadi 1 saat, indisi bindisi bir buçuk saat olsun. Duş 🚿 10 dakika ama sonrası eziyet valla. Kadın olmak zor iş 😓 . Gençliğimde, çocukluğumda yüzerken de bu işe aşırı sinir olurdum ve Ankara’nın meşhur soğuğunda saçlarımı inatla kurutmazdım. Neden? Çünkü dalgası bozuluyor diye. Sıkıntı büyük. Hal böyle olunca hep bir ortalama insan olunuyor normal olarak. Başarıya giden yoldaki disiplin ya güzelliğe engel oluyor ya da çok yorucu oluyor. Mesela yüzmeyi neden sevmiyorum artık, makyajım bozulur da ondan. Bir de sıkıldım aslında yıllarca deli gibi git gel aynı kulvarın içinde. Koşu bandı çok daha kötü. 🤮 İstanbul’da sıcaktan burada soğuktan mecbur kalıyorum kendisine ama söylemem gerekir ki hiç hoş bir ilişkimiz yok. 🤮🤮
Buraya nasıl geldim? Bugün Oslo’da hava çok güzeldi ben de gezdim. Ohh sefam olsun sonra da canım hiç koşmak istemedi böylece hiç bahanesiz antrenman asmış oldum. Net! Bu harika davranışımı ödüllendirmek için ise akşam internetten ayakkabı siparişi verdim . 🤣Üç jel, iki çorap bir ayakkabı. Haliyle olmuşken tam olsun 👏🏻
Şimdiye kadar beni mutlu eden bir trail ayakkabısı bulamadım. Arayışım devam ediyor.
Hangilerini denedim; SalomonSpeedCross (sevmedim), Salomon Sense Ride (yanlışlıkla kurutup harcamıştım tekrar alıp denemedim) , HokaSpeedGoat (ehh işte çok fazla ayakkabı çok kocaman ve ağır ve de sert bir ayakkabıydı), Colombia Montrail Caldorado 2 ( güzel ve rahat fakat bileğinden içine sürekli bir şeyler doluyor ben aşırı ince bilekliyim ondan herhalde ve biraz sert geliyor.) Nike Pegasus 36 Trail (seviyorum kendisini ama çok teknik zeminlerde, ıslakta miyyykkk 😏 ama rahat) son olarak Speed Goat5 ( haliyle geçen yıllarda ayakkabı epeyce hafiflemiş ama Hoka bana hep hantal geliyor. İznik Ultra’da kullandım en son, sadece ayak baş parmaklarımı acıtmıştı ama yarışın sonuna doğru gerçekten yeter artık noktasına geldim.) Sonuç olarak yeni bir Salomon sipariş ettim. Görücez!
Çok uzun zaman koşmaya ara verdikten sonra Ocak 2023de tekrar koşmaya başladım ve hatta Şubat ayında her gün koştuktan sonra cesaretimi toplayıp İznik Ultra 50K (47K) yarışına kayıt oldum. Zaten Nisan başında tatil için Türkiye’ye gitmişken yarış için ay ortasına kadar kalmak da mantıklı oldu. Böylece bir taşla iki kuş vudum. Hem tatil hem yarış. Mükemmel ikili 😍
Dizimdeki geçmeyen ağrı ya da acı diyelim biz ona, aslında yarışı tamamlayıp tamamlayamamak konusundaki en büyük endişemdi. Diğer bir konu ise yarışlardan ve koşudan uzak geçirdiğim iki yıl yüzünden duyduğum kaygı, korku ve güvensizlikti. Bu sefer anksiyete sepetimde bunlarla yola çıktım.
İstanbul’da en sevdiğim parkur olan Hacıosman Korusu’nda(Atatürk Kent Ormanı) son antrenmanlarımı yapma fırsatım oldu. Korunun ne kadar çok değiştiğine inanamadım. Bence o kadar güzel olmuş ki Ekrem İmamoğlu’nun ellerine sağlık demek istiyorum. Memlekette güzel şeyler de oluyor bazen.
İstanbul’da pek sevgili Alper Dalkılıç ile biraya geldik ve ve birlikte çalışmaya karar verdik. Kendisi nefis bir insan, yarış öncesinde ve yarış esnasında verdiği destek gerçekten paha biçilmez.
İznik’e pek sevgili arkadaşım Sesil Şahin ile gittik, İstanbul trafiğinden çıkamadığımız için akşam İznik’e geç vardık ve yarış kitimi bir gün önceden alamadım ama zaten sabah zamanım vardı ve çok dert etmedim. Akşam Köfteci Yusuf’a gittik ve berbat bir köfte yedik. O gece hiç uyuyamadım. Yarış stresi, yastık problemi ve regl olmak bir araya gelince korkunç bir gece geçirdim. Toplamda belki iki saat içim geçmiştir hepsi o kadar. Sabah kalktığımda barsaklarım bozulmuştu. Haliyle moral sıfır! Alper’e mesaj yazdım. Ben yapamayacağım diye. Sağolsun verdi gazı 😊 İyi dedim en kötü bırakırım olmazsa. Aklından bile geçirme! dedi. Neyse önce eczane buldum bir barsak ilacı aldım, sonra yarış kitini almaya gittim ve hala kahvaltı yapmamıştım. Otele döndüm, artık oda da bulduğum yiyecek ne varsa, çubuk kraker ve fıstık ezmesini karıştırıp ağzıma tıktım biraz su, biraz meyve suyu içtim, hızlıca giyinip çıktım. Servis noktasına gittim sevgili Sevim ve Bülent oradaydılar. Servise bindik ve start noktasına gittik. Hiç keyfim yok, midem berbat 😞 gözümden uyku akıtıyor, regl ağrısı. Off gerçekten olabilecek en fena durumdayım. Start noktası berbat bir köy kahvesi bir tuvalet var ki ömründe temizlenmemiş, hiç su yüzü görmemiş, cidden iğrençti. Oralet içtim, bir parça peynir ekmek yedim. Sevim sağolsun ekmeği yanına al dedi. Hakikaten yarışın sonuna doğru midem kazındı ve o kuru ekmek hayatımı kurtardı.
Ve start ve sonrasındaki bitmeyen tırmanış derken artık kendi ritmimi bulmaya başladım. Yarışın ilk bölümünü sevgili Melis Şentürk ile beraber koştuk. Pozitif enerjisi bana güç verdi hem ayrıca ayakkabılarımız da aynıydı 😊 Bir noktada ayrıldık ve yarışın sonraki bölümünde yeni yol arkadaşım Aslı Razbonyalı ile tanıştık. Bir süre birlikte gittik hem adımız da aynıydı 😊. Patikanın bir yerinde zorlu bir geçiş vardı ben batonlara rağmen zorlandım inerken. Aslı’nın hemen arkamda olduğunu düşündüm biraz bekledim, gelince inmesine yardım ettim sonra koptuk birbirimizden galiba. Derken uzun iniş başladı, hava kararıyordu kafa lambamı taktım arık son on kilometre bitti bu iş! İndikçe dizim acımaya başladı. İyi ki batonlarım vardı zaten yarışın tamamını batonla gittim. Batonlar beni yavaşlattı mı bilmiyorum ama çok güven verdiği, çok güç verdiği kesin. Dizime mümkün olduğunca az yüklenmiş oldum. Neysen tatlı tatlı inerken bu sefer de çok sevgili Sezgin Oturmaz ile tanıştım. Yorulmuştum, acıkmıştım, dizim acıyordu ama işte tam da her şey can sıkmaya başladığında o harika insanlar birden karşınıza çıkıyor. Sezgin abi bana finişe kadar eşlik etti daha ziyade beni finişe götürdü diyelim. Sağolsun 😊🙏🏻 Finişte Sesil bekliyordu ❤️ Sekiz saat süren bu harika yolculuk çok şahane insanlar sayesine pek güzel bir anıya dönüştü benim için. Hayatıma yeni ve çok cici insanlar kattı, eski dostları görme fırsatım oldu ve de öz güvenim tekrar yerine geldi.
Yarış sonrası kelle paça çorbası ilaç gibi geldi üzerine Kemalpaşa tatlısı yedim sonra da Sesil’le odamıza gidip uyuduk. Ertesi gün Sesil 14K koştu ben de börek yedim 😋
Şimdi şunu söylemek istiyorum insanın memleketi gibisi yok, bizim ultracılar gibisi hiç yok. Bu ayın ortasında Ecotrail Oslo 31K koştum ve…. Bunu daha sonra anlatırım 😞. Alakası yok o kadar diyim…
İnsan böyle bir canlıdır işte nereye koysan şikayet edecek bir şey bulur. İstanbul’a geleli üç gün oldu ve üç günde tükendim. Aşırı şekilde dengem bozulmuş durumda . Oradan oraya sürüklenmekten tükendim. Bırak koşmayı yemek yemeye zamanım olmadı bugün. Buradan öncelikle İstanbul’da koşmayı becerdiğim günler için kendimi, sonra da hala koşmayı başaran herkesi tebrik etmek istiyorum. Bu nedir arkadaş? Sinir, stres, kaos ve kabalık girdabına düştüm üç günde. Sosyal ve ekonomik buhran konusuna hiç girmiyorum onun yeri burası değil. Oslo’da soğuk, buz ve karanlıktan şikayetçi olan ben burada da türlü eziyetten şikayetçiyim. Yok mu yahu huzurumuzla koşabileceğimiz bir yer ?
Yarın umuyorum koşmayı başaracağım. Hava durumuna bakılırsa sevimsiz yağmurlu bir gün bekliyor beni ama olsun daha fazla ara vermeden başlamak lazım yoksa türlü bahaneler üretmeye aşırı hazırım.
Zaten koşmanın zor olan kısmı koşmak değil, çoğunlukla koşmaya çıkmak. Aslında bir başlayınca devamı geliyor. Hep böyle olmadı mı? Yani evet bazen vücut çalışmıyor ama genel olarak başlayınca bitiyor her antrenman. Evet her seferinde insan gününde olmayabiliyor ya da bazen gerçekten hava koşulları çok can sıkıcı olabiliyor ama koşunca koşuyorsun sonuçta. #seviyorsankoşbence ❤️
Umarım her yarış da başlayınca bitiyordur. İznik Ultra için heyecan dorukta ne diyim… Tek istediğim dizim sorun çıkartmadan yarışı zamanında bitirebilmek başka da bir isteğim yok gerçekten. Bir yarışı sağlıka tamamlamaktan daha güzel ne olabilir ki ?
Benim gibi sadece bitişe ulaşabilmek için koşan fanilerin işi bence daha kolay. Düşünsene kürsüye koşanları. Zor anacım zor gelmez bana öylesi.
Uzun aradan sonra yeniden İznik… çok heyecanlıyım gerçekten. Bugün malzemelerimi toparladım umarım her şey tamamdır. Saçma sapan bir şeyleri burada unutup Türkiye’den tekrar almak istemiyorum. Bu sefer yalnızım hem koşarken hem de öncesinde ve sonrasında. Değişik bir his olacak neyse artık idare edeceğim bir şekilde. Yıllar süren ayrılıktan sonra yine bir başıma düşeceğim yollara ama en azından belki biraz bahar olur, belki biraz güneş…
Uzun zamandır aklımda böyle bir düşünce var. Koşuda kalıcı olmak neden bu kadar zor acaba? Kimi insanlar, elit sporcuları saymıyorum ama bizim gibi faniler, zaman zaman koşudan uzaklaşıyorlar sonra bazılarımız geri dönüyor bazıları tamamen bırakıyor.
Bana gelince benim tutarlı bir tarafım yok. Zora gelince hemen uzuyorum. İşin gerçeği böyle. Ne zaman bir antrenör ile çalışmaya başlasam biraz sonra türlü bahanelerle koşmayı bırakıyorum. Oysa ki koşu benim hayatımda çok değerli bir şey, çok sevdiğim bir şey. Koşmak eğlenceli, koşmak özgürlük ama koşu kendimi ispatlamak zorunda olduğum bir yer değil mesela ya da nefesim sıkışıp boğulacak gibi hissettiğim bir yer de olmamalı. Koşmak öyle olmalı ki yürümek gibi olmalı. Koşmak yavaş olmalı. Bunu anlatmak zor. Bunu diğer koşanlara ya da koşu antrenörlerine anlatmak zannedersem pek mümkün değil. Buradan bakarak ben koşuda kendi yolumu çizdim. Kendi kendimin hocası oldum.
2019 yılının sonunda başka bir ülkeye taşınmak ve hemen sonrasında gelen Covid, üzerine bir de sakatlık koşu ile olan tüm bağlarımı zedeledi. Az değil üç yıl. Üç koca yıl neredeyse hiç koşmadım. 2020/2021/2022! İşin fena tarafı üç yılda üç yaş yaşlandım haliyle.
2017/2018/2019 yıllarında koştum toplamda üç yıl gibi sonra üç yıl neredeyse durdum ve Ocak 2023 de tekrar koşmaya başladım hatta Aralık 2022 diyelim biz ona. Aylık kilometreler şöyle 64,93,171 ve Mart hedefim 180K. Nisan ortasında üçüncü defa İznik Ultra’da koşuyorum 47K ! Yürek yedim herhalde. Önemli olan orada olmak, önemli olan denemek. http://www.iznikultra.com
İznik
Korkuyor muyum? Evet! En büyük korkum dizim arıza çıkartması ve yarışı bırakmak zorunda kalmak ama diz sıkıntı çıkartmazsa bir şekilde bitiririm bence. Bir diğer değişik durum ise en son ne zaman arazide ya da herhangi bir toprak zeminde koştum hatırlamıyorum bile. Kış Oslo’da o kadar uzun sürüyor ki toprak aylardır karın buzun altında. Nisan başı İstanbul‘a gidince bakıcaz bakalım toprak nasıl şeymiş. Görünce tanırım herhalde.
Canım İznik
Bu sene canım Sesil ve Meltem yanımda olmayacaklar ama en azından biraz güneş, biraz sıcak ve zeytin ağaçları olacak ortamda 😊
Pazar günü koşusundan dönerken topladığım çiçekler. Bir demet şehir baharı. Oslo’da kaldırım kenarından topladığım çiçeklerin bazıları Türkiye’de de yetişiyor bazıları farklı. Burada gelincik göremedim hiç, soğuk herhalde ondan yetişmiyor kim bilir. Ne güzeldir gelincik ama dalından koparırsan hemen küser öyle işte çiçek dalında güzeldir. Bence de de öyle ama bu seferlik bir parça bahar getirmek istedim eve. Bahar derken aslında yaz Norveç için :)) Bana bahar, bize bahar.
Aerobic işler
Bugün koşmalarda aerobic işler peşindeydim. Zone 2/3 ayy yavaş koşmak ne kadar güzel bir şey. Anlatılmaz yaşanır o derece. Son zamanların en zevkli antrenmanıydı açıkçası. Sevmiyorum arkadaşım ben yüksek nabızda koşmayı sev mi yo rum. Olmuyor bana. Cidden sinirim bozuluyor.
Aklıma geldi birden;
Geçen gün birisi dalga geçti öyle “teyze pace” diye. Ne kadar işsiz güçsüz insanlar var şu dünyada gerçekten, uğraşacak daha önemli konuları yok herhalde. Neyse… saçma sapan 🤣
Sonuçta seviyorum yavaş yavaş koşup çiçekler toplayarak eve dönmeyi. Çünkü hayat rahat nefes alınca güzel 🥰
Ne oldu şimdi dünyaya böyle? Kimse bilmiyor aslında. Öylece duruyoruz. Bakıyoruz. Herkesin bir fikri var ama gerçek ne acaba? Onun da fazla önemi yok zira herkesin yaşadığı kendi gerçeği sonuçta. Dünyanın en güzel yerlerinden birinde de olsan, mesela Norveç’te, yine de birilerinin kararıyla eve kapatıldığını, birilerinin kararıyla ülkeye kapatıldığını bilmek sinir bozucu işte. Yani bıraksalar uçağa binip gider miyim bir yere? Hayır. Ama bu benim tercihim olmalı. İki ay oldu yok lock down yok karantina, yok Coronavirus yok Covid-19 derken adım adım yaklaşan depresyonun ayak sesleri mi o? Hah ta kendisi işte. Sıkışmışlık duygusu sürekli boyun kasılması gibi. Hani boynu kasılır ya insanın kafası yüzseksen kilo gibi gelir. Söküp atsan o kafayı boynun rahatlayacak gibi. Ne tatsız oldu dünya amaaaan….
Koşmak bile istemiyorum… Bir dönem oldu korkudan koşamadım arkasından koşmadıkça koşamadım. Şimdi de sıkışmaktan koşamıyorum. Böylece bir kısır döngü içinde debelenip duruyorum. Bıktım valla bıktım. Ne güzeldi her şey aslında şundan iki ay öncesine kadar.