Evet dostlar uzun koştuğum son gündü, 31 Temmuz 2017. Uzun derken 12 km, öyle 30/40 km falan değil yani. Yaz mevsimi benim için koşu sporundan uzaklaşma mevsimi oldu. Öyle çok zorlandım ki akıl alır gibi değil. Yıllardır yaz sıcaklarında sokağa çıkmayan, çıksam bile serin bir gölgede oturmayı tercih eden bir kişi olduğumdan bu sene yazdan fena bunaldım. Sabah yedide kalkıp yarım saat içinde koşmaya başlasam bile havanın 29 derece olması kaçınılmazdı. 
Nabız 178/180 arası atarken "deli miyim ben?" diye düşündüğüm çok oldu. İstanbul'da ise durum daha acıklı sıcak ve nem bir arada hiç çekilmiyor.
Yine de Datça'da gölgesine sığındığım zeytin ağaçları, çiçeklerine hayran olduğum begonviller sağolsun acımı dindirmeye yardımcı oldular. Ağaç gölgesinin güzelliği hele bir de önünde deniz varsa bence paha biçilmez.
O temmuz gününden sonra belimde bir ağrı başladı 7 Ağustos 2017, bugün 21 Ağustos ve ağrılarımda en ufak bir azalma yok. Koşamıyorum, oturamıyorum, ayağa kalkarken çok acı çekiyorum.
Damlaya damlaya göl olur
Bakıyorum da koşu malzemeleri çok pahalı, Nike ın outletleri olmasa batarız bildiğin. Yine de madem bu kadar koşuyorum bir işe yarasın siye düşündüm. Koşu kavanozuma koştuğum her kilometre için 1lira arıyorum. Çok param olunca ayakkabı alıcam en şahanesinden:)) 
Sıcak sıkıntısı
Koşamıyorum dostlar, çok sıcak. Koşmayı bırak yaşayamıyorum bu sıcakta. Bodrum üstü Datça Temmuz sıcağında mum dikti resmen çektiğim eziyete. Sıcak evet, peki ya her yerin yokuş olmasını ne yapıcaz? İnsanın yürüyerek bile çıkmak istemediği yokuşlar var buralarda. Aman yaa bildiğin eziyet çekiyorum. Hani İstanbul'da aman sıcak, yok nemli, orası yokuş, burası kalabalık diye söyleniyordum ya, ah ahh beteri varmış. Antremanları Özgür öğretmenim yazıp gönderiyor da bakalım ben nasıl yapıcam orası belli değil.
Nabız tavan yapmış durumda bu günlerde. Hızlı koşarsam ölür müyüm acaba diye düşünüyorum. Yaz sıkıntısı bitse de Eskişehir'de huzurumla koşsam. Nedir bu arkadaş Haziran ve Temmuz eziyetle geçti kaldı geriye Ağustos. Sık Aslı dişini az kaldı. Koşu maceramda ilk yazım böyle acıların çocuğu olarak geçiyor.
Ama işte manzaralar pek şahane, çiçek, böcek, hayvan, zeytin ağacının gölgesine sığınmak falan güzel :)) 


Bazen olmuyor:(
Eğer çok yorgunsam koşmuyorum, bedenimi dinliyorum, koşmamam gerekiyorsa koşmuyorum. Evet yapmam gereken antremanlar var, uymam gereken bir program var ama eğer bedenim buna izin vermiyorsa kendimi zorlamıyorum.
Hayatın koşmak dışındaki diğer şeyleri beni çok yoruyor bazen ve böylesi zamanlarda zihnimi ve bedenimi dinlendiriyorum. Fazla yorgunluk beni gergin, sinirli bir insana dönüştürüyor . O zaman anlıyorum eline bir kürek alıp herkesin ağzına vurmaya çalışmaktansa sakince köşeme çekilip dinlenmek bana daha iyi geliyor.
Koşmak değil de hırs bünyeye zararlı bence. Yaptığımız her şeye, her zaman sakinlikle ve sevgiyle yaklaşmak gerek. Evet bir günden diğer güne maraton koşamayacağını bilmek, her gün aynı performansı gösteremeyeceğini kabul etmek ve sırtın belin ağrıdığında daha sonra hiç koşamaz hale gelmemek için dinlenmek lazım.
Spor yapanların en büyük derdi sakatlanmaktır, peki ya benim gibi iki defa skolyoz ameliyatı geçirmiş ve hali hazırda engelli kontenjanından koşuyorsanız? Ehh o zaman işte nerede durmak gerektiğini de bilmek şart. Bugün duruyorum, durmak zorundayım, böyle hissediyorum ve en acayip kısmı programımı uygulayamadığım için çektiğim bu vicdan azapları 😦
#koşaslıkoş #duraslıdur
Köşemden bildiriyorum :))
Herkese ve herşeye rağmen koşmak
Bizde toplumsal hastalıktır birisi güzel bir şey yapıyorsa mutlak eleştiri ve bir beğenmezlik alır başını gider. Birincisi bizim millet her şeyi bilir, her konuda uzmandır. Ehh hal böyle olunca söyleyecek lafları da çok oluyor.
Ne zaman yeni bir şey yapmaya başlasam hemen çatlak sesler yükselir. Genel olarak bizde yeni deneyimler yaşamak gereksiz ve yersizdir üstelik çoğunlukla da dalga konusudur.
Bizim memlekette “maymun iştahlı” diye bir tabir vardır. Toplumda kabul gören tip, hayat boyu aynı şeyi yapan, aynı evde oturan, macera peşinde koşmayan, sabit kişidir. Bu kişi ne uzar ne de kısalır. Olduğu yerde sabit durur, dünya üzerindeki günlerini olduğu yerde geçirir ama toplum bu tipi sever. Bu tip tutarlı insan olarak algılanır ne yazık ki…
Nerede benim gibi meraklı, hevesli, heyecanlı, macera sever kişi varsa, toplum bu kişileri hoş karşılamaz. “Maymun iştahlı” kişilik işte budur.
Cahil ve geri kalmışlığımızın asıl sebebi de bu aslında ama kim farkında?
Mesela ben çok meraklı bir kişiyim, tür çeşit zamanlarda tür çeşit şeye merak sararım. Meraklandığımda başlarım okumaya, araştırmaya, izlemeye. Benim bu halim ailemde ve arkadaş çevremde hep dalga konusudur. “Bu bitince sırada ne var?” diye sorarlar. Bunu soranlar hayatlarında bir tutkuya kapılıp gitmemiş, yemek, içmek, gezmek, televizyon izlemekten öte bir hayatları olmamış, pratikte ortaya hiçbir şey koymamış insanlardır ve aslında sadece sinir bozarlar. Elimden gelse gülüp geçicem ama sinirleniyorum işte…
Benim gibi tipler bazen de “uçuk” olarak adlandırılırlar ve bu benim gurur duyduğum bir durumdur.
“Uçalım o zaman bebişim”
Neyse konu esasında çevremdeki tüm muhalefete rağmen koşmakla ilgili. Şunu anlıyorum ki bizim toplumumuzda spor sadece sakatlanmakla alakalı bir konu, sporun faydasından çok zararını konuşuyoruz hep. Spor sadece çocuklar için faydalı o da boyu uzasın diye 🙂 misal çocuk spor yapmasa 150cm olacakken, basketbol oynayınca 180cm olacağı zannedilir, hiç alakası yoktur oysa.
Eğer yaşınız otuzlara ve hatta daha üzerine gelmişse artık sporun zararları iyice gündeme gelir. Evde kek, börek pişirip popoyu büyütenler en sağlıklı hayatı mı yaşıyorlar acaba?
İnsanın doğası kanepede oturmaya değil hareket etmeye daha uygundur ve hareketin yaşı olmaz dostlar. Önemli olan bedeni dinleyebilmek ve bilinçli olmaktır. Doğru akılla yapılan spor yaşamın bir parçasıdır, üstelik her zaman faydalıdır.
Adam elinde sigara, önünde içki bardağı oturduğu yerden koşanların sakatlanacağı ya da kalp hastası olacağına dair ahkam keser, böyle tiplere itibar etmeyiniz. Maymun iştahlı ve uçuk tiplere itibar ediniz, üstelik ne kadar çok konuda ne kadar çok şey bildiklerini görünce şaşıracaksınız:))
Bugün koşuyorsam ömür boyu sürmek zorunda değil, sırada ne olacağını şimdiden düşünmedim ona da o zaman bakarım diyorum.
Seviyorsan koş bence, sıkılırsan başka şey yaparsın önemli değil.
Not: Mesela bir yazı yazarsın okuyan arkadaşın konuyla değil de yazım hatalarını düzeltmeyle ilgilenir. Neden? Çünkü yazmak kötüdür, bırak yazma zaten yazamıyorsun demek ister inceden.
Kötüdür bizde bir şey yapmak.
Okumak iyidir 2
Okumayı sevenler bu tarafa gelsin. Gerçi son zamanlarda okuma konusunda epeyce sıkıntı yaşıyorum nedendir bilinmez, ya okuduklarım ruhumu sıkıyor, ya çabuk çabuk bitsin istiyorum ya da okumaya değer kitaplar bulamıyorum. Bunun iki sebebi olabilir bence, birincisi tam bir hız zamanında yaşıyor oluşumuz ve hiçbir şeye sabır gösteremeyişim ya da yaşla ilgili bir tahammülsüzlük. Bilemiyorum…
Sadece çok ilgimi çeken şeyleri okumaya dayanabiliyorum, bu bakımdan Haruki Murakami’nin kitabı tam da dişime göreydi, hemen okudum, çok sevdim. Aynı yazarın Sputnik Sevgilim adlı romanını bitirememiştim mesela. Ya çevirisi çok kötüydü ya da başka bir şey bilemiyorum , hatta bu kitabı alırken de , umarım okurum diye düşünmüştüm. Neyse korktuğum gibi olmadı.
Sadece koşmakla olmazmış
Özgür Tetik’le ilk buluşmamızda aklıma kazınanlardan biriydi. “Sadece koşmak yetmez.”
Evet yıllarca yoga yaptığım için esnek ama yeterince kuvvetli değilmişim. Hafif bozuldum itiraf etmeliyim. Ne yani halterci olacak değilim ya koşuyorum öylesine, amaç ölmeden koşmak. Ölmek derken cidden ölmekten bahsediyorum. Kalp krizi falan öyle şeyler. Ama işte cehalet kötü şey, kuvvet olmayınca koşulamıyor da aslında. Kuvvetlendikçe koşuyormuş insan, ilk olarak bunu öğrendim. Yani sadece koşmuyoruz, yanına kuvvet egzersizleri de yapıyoruz. Koşmadan önce ısınıp, koştuktan sonra güzelce esnetiyoruz her bir yanımızı. Mesela ben üşendiğim için koşu sonrası stretchingleri yapmıyordum bir ara, bacaklarım kasılıp, baldırlarımdaki acıdan kıvranmaya başlayınca aklım başıma geldi. Hiç hoş değildi. Ben de hemen bir spor hekimine gittim. Neden? Çünkü ziyadesiyle endişeli bir insanım da ondan. Sonuç? Kas gevşetici bir krem ve masaj önerdi. Bu arada o kasık halimle İstanbul Yarı Maratonu’nda 10K koştum. Bu da bana bir ders oldu. Neymiş? Sadece koşmakla olmuyormuş.
Bir bilene sormalı
Kasım / Mart arasında kendi kendime parklarda, sokaklarda koşturdum durdum. Çok soğuk havalarda bile koşmaya çalıştım. Zira Eskişehir soğuğu ciddi bir şeydir. “Koşmazsan donarsın.” Gerçekten donarsın, insanın bazı uzuvlarını hissetmediği günlerde bile ufak ufak koştum kendi çapımda. Neyse işte, sonra bir gün, her gün olduğu gibi, efendim şu kadar bu kadar koştum öyle böyle ölçtüm içerikli Facebook paylaşımıma gelen bir yorumla aydınlandım ve koşu hayatım değişti.
Nasıl?
Benim de farkında olduğum bir şey vardı, nabzımın koştuğum mesafe ve hızlar için çok yüksek olduğuydu. Benim gibi endişeli modeller için nabız pek ciddi bir konu, aman diyim kalp krizi falan geçirmeyeyim. Gerçi defalarca kardiyolog bezdirmişliğim ve “yok bir şeyin biraz gez açılırsın” gibi yorumlar almışlığım olsa da kalp konusu mühim. Hatta kardiyolog bir seferinde “ölçmesene nabzını ” dedi de ben durduramadım kendimi. Mevzu olan Facebook paylaşımıma şöyle bir yorum gelmişti “Aslı, bu değerler için bu nabız biraz yüksek, istersen bir koşu antrenörü ile çalış, iyi birisini önerebilirim”
Evet,dedim benim de aradığım buydu, harika haber :))
Ve
Aklına fikrine pek güvendiğim bu arkadaşımın yönlendirmesiyle bir bilenle çalışmaya başladım. Özgür Tetik hocam, bana aylık koşu programlarımı yazar, ölçümlerimi yapar, koşuyla ilgili her konuda yardımcı olur, ayakkabıdan tayta, demir ilacından, kan tahliline, aklıma gelen her sorumun cevabıdır kendisi. Bence şahane bir insandır. İlgili, bilgili, işinde uzman, akıllı, ayakları yere basan bir koşu hocasıdır.
Sonuçta hepimiz bir birinizden çok farklıyız ve yapacağımız koşu antremanları da kişiye özel olmalı, bu programları da mutlaka konusunda uzman kişiler hazırlamalı diye düşünüyorum. Ya da ben böyle kendimi güvende hissediyorum.
Bence bir bilene sormak hem sağlık hem de gelişim adına şart.
İlk yarış /Runatolia 2017
Yarış mevzusu benim için Barış Manço’nun dediği gibi on puan,on puan, on puanla herkes şampiyon gibi bir şey. Bu yaşında koşmaya başlayıp sonra da hırs edinecek halim yok herhalde. Amaç başkalarıyla da beraber koşmak. Hep yalnız koştuğum düşünülürse, yarış kalabalığı bana büyük bir mutluluk veriyor.
Ama ilk yarış herhalde en heyecan verici olanı olsa gerek.
Fakat bu hikayeye başından başlamak gerekir.
Türlü olayların peşi sıra gelmesi aslında koşunun benim hayatımda apayrı bir yere sahip olmasına sebep oldu.
Geçen sene, 2016 yılının Temmuz ayında, yani bundan tam bir sene önce, canım arkadaşım Zeynep Işık’ın akciğer kanseri olduğunu öğrendik, Haziran’da beraberdik öksürüğünü öksürük şurubuyla kesmeye çalışmıştık ama olmadı işte… Hayat dediğin göz açıp kapayıncaya kadar. Bir varsın, bir yoksun. Bu yokluk fikri, hastalık düşüncesi, kaybetme korkusu, nefes alma çabası beni koşturmaya başladı aslında. Kaçmak, unutmak, yalnız kalmak ve biraz düşünmek için Eskişehir’in ayaz kışında kendimi sokaklara vurdum. Koştum koştum, koştukça koşasım geldi. Zeynep gitti, ben kaldım.
Kaldığım yerden daha uzaklara koşmaya çalışıyorum ve Zeynep hep yanımda.
İlk yarış Antalya’ya denk geldi. Zeynep’i tanıdığım ve kaybettiğim şehir. Heyecan bir yana hafif bir buruklukla birlikte koştum.
Evet tüm korkularıma rağmen on kilometreyi bitirebildim, sonuncu olmadım ve dostların sayesinde, Kansersiz Yaşam Dermeği için epeyce yüklü bir bağış topladım.
Kendimle gurur duydum gerçekten ve bu duygu paha biçilmezdi. Beş aylık koşu maceramda geldiğim yerden, yaptığım şeyden o kadar mutlu oldum ki, sanırım bu tatmin duygusu koşuyla aramdaki bağı çok kuvvetli bir hale getirdi.
Belki kaçmak için koşuyorum, belki daha fazla nefes alabilmek için ya da sadece koşuyorum. Bilmiyorum.
Antalya’da da öyle oldu, sadece koştum, bazen gözümden ince ince yaşlar aktı ben öylesine koştum. Ve sanırım daha güzel bir ilk yarış olamazdı. Tüm duygularıyla iyi ki koştum Antalya’da.
Ve elbette dostlar vardı :)) ❤️
Okumak iyidir
Yeni bir şeye merak sardığımda, bol bol okumayı severim. İnternet böcekliği ayrı, konu hakkında yazılmış çizilmiş ne varsa büyük bir iştahla okumaya incelemeye çalışırım. İş koşuya gelince ilk önce “Koşmak İçin” isimli kitabı okumuştum. D&R da karşıma çıkmıştı kendisi ve hatta indirimdeydi. Öyle bilerek değil de meraktan almıştım, sonradan öğrendim çok popüler bir kitapmış koşu dünyasında. Seveni var sevmeyeni var ama bence güzel bir kitap ve okumaya değer :))
Ayakkabı sorunsalı
Her koşmaya niyet eden insan evladı haliyle bu sorunsal ile yüzleşecektir. Kaçınılmazdır. En iyi ayakkabı en rahat ayakkabıdır aslında. Ayağıma giydim rahat ama koşarken de rahat olur mu? Evet olur ama benim gibi normalde giydiği numarayı alanlar bir zaman sonra akıllanıp, baş parmak acısına dayanamayarak bir ya da yarım büyük numarayı almayı öğrenirler.
Bunun dışında ayak içe mi dışa mı basıyor hikayesi var, internet kıyamet kadar bilgi ve görselle dolu bu konuda açıp bakınız, ya da varsa yakında, bir New Balance mağazasına uğrayıp baktırabilirsiniz. Hem ayakkabıları da pek güzel bence.
Ayakkabı çok kişisel bir şey gerçekten ve koşu yolculuğunda biraz da deneme yanılma yoluyla doğruyu buluyor insan galiba. Ve bu da kamyonlarca yük para demek oluyor. Şimdi bu durumda ben markadan yola çıktım mesela, Nike severim, markaya bir güvenim var, internet okumalarımdan da olumlu sonuçlar elde ettim o halde risksiz dedim ve aldım. Diğer seçenek Asics de olabilirdi, iki tane Asics ayakkabım oldu koşmazdan önce fakat baktım çok pahalı hemen vazgeçtim. Şu an için Nike Pegasus iyidir bana, içe ya da dışa basmak gibi bir durumum olmadığından normal basanlara uygun her ayakkabıyı alabilirim. Evet dersimi çalıştım ve öğrendim. Çünkü merak iyidir, araştırmak çok iyidir. Mesela sürekli ayakkabı denemek lazım, giy, çıkart, bak, incele, indirim yakala, modelleri öğren, fiyatları karşılaştır, işte bunlar hep meşgale, hep eğlence. Zaten neden koşuyorum ki, eğlenmek için 😊
Yeni ayakkabının koşuda en büyük etkisi motivasyon bence. Ayy yeni ayakkabımla koşsam şöyle güzel güzel diye bir durum var gerçekten. Özetle candır yeni ayakkabı ❤️











