Benim işim yazmak değil

Valla öyle yani, benim işim çizmek, boyamak ama  bazen de yazmak lazım. Öyle edebi değeri olsun diye değil ama kenarda bulunsun diye, belki birileri gelir okur diye.

Yine Eylül, en son geçen sene Kasım ayında yazmışım, yok işte alışmayınca olmuyor bu işler… Ya da biriktirmek lazım biraz bilemiyorum.

O halde dünden başlayayım,

Dün 3 Eylül 2018, Yıldız Parkı

Bitmeyen yaz sıcağında, iğrenç nemli İstanbul havasında nerede koşacağını bilemeyen ben, sabah bir taksiye atlayıp Yıldız Parkı’na gittim. Şimdi Beyoğlu, Beşiktaş taraflarında oturanlar için koşacak yer bulmak zor anladığım kadarıyla ya da ben huysuzum belki de çok seçiciyim neyse… Dedim ki yahu Yıldız Parkı vardı ben orada koşsam mesela ne kadar tatlı olur di mi? Kalktım gittim, sabah saat 8 kimseler yok, etraf temizleniyor, muhtemelen Pazar günü her yeri çöplüğe çeviren halkımızın atıklarını topluyorlar, çimler sulanıyor. Ağaçlar kocaman, bol miktarda gölge var, gerçekten şahane ortam.  Şehrin göbeğinde cennet gibi hakikaten. Buraya kadar herşey nefis, gelelim işin koşmak kısmına. Bir kere o kadar çok iniş ve çıkış var ki, trail koşanlar ve eğim antrenmanı yapmak isteyen şehir böcekleri için harika bir yer. İn çık, in çık, pek çok ara yol var, yani hep aynı yerde koşmak da gerekmiyor. Merdivenler var. köprüler var, bir de hiç sevmediğim garip bir zemin döşemesi var adını bilmiyorum da halı saha halısı gibi bir malzeme 750 metre kadar bir parkur yapmışlar koca parkın içine, ağaçların arasında, çakma trail, ehh yetin İstanbullu bunla, senin toprakla ne işin olur.  Parkın içi  genelde gölge, fakat zemin kilit parke taş, zerre kadar toprak kalmamış, hani eski hali olsaymış trail koşanlar için muhtemelen tadından yenmezmiş. Yine de bence arabaların arasında kaldırımda koşmaktan bin kat iyi zaten zemin toprak olmadıktan sonra, taş olmuş, asfalt olmuş ne fark eder ki? Ahh ahh işte bunlar hep bizim betoncu zihniyetimiz.

Beşiktaş tarafından, girdiğinizde karşınızda hemen güzel bir yokuş var, kaldırımın kenarında o garip malzemeden bir yürüyüş yolu yapılmış 400 metre kadar, orayı çıkarak başlamak mümkün yukarı çıkınca yol sağa ve sola gidiyor, pek çok ara yola ayrılıyor, hepsi tatlı iniş ve çıkışlarla dolu zevkli aslıda da zemin sinir işte… ya da işte biraz taşın üzerinde biraz o plastik şeyin üzerinde, arada çimlerde koşarak dengelemek mümkün. Koşu bandından iyi en azından etraf güzel, manzara harika :))

Yol koşusu sevenler için pek tatlı olmayabilir bu kadar eğim gereli mi bilmiyorum. Neredeyse hiç düzlük yok içeride, onu bir düşünmek gerekir diyorum. Sanırım yol koşuları için sahil tarafları daha iyi, Caddebostan sahili mesela…

Yahu koskoca şehirde koşacak yer yok yemin ederim. Kalkıp Ayvad’a, Çekmeköy’e gitmek kolay mı? Onca yol bir o kadar trafik çekilir mi? Bir saat koşmak için iki saat yol mu yapalım her gün, hem kimin o kadar zamanı var zaten. Ne yani hep mi koşu bandında koşalım ? Bu şehir beni benden alıyor bazen. O derece bunalıyorum ki tarifsiz…

20180903_081253120180903_091627120180903_0839231

 

20180903_082550

Zihin bedeni yönetirmiş

12 Kasım 2017 İstanbul Maratonu’nda ilk 15 km mi koştum, çok sevdiğim bir arkadaşımla koştuğum için koşu zevkliydi evet. Şanslıydık yağmur yağmadı, hava ne sıcaktı ne de soğuk koştuk gittik sular seller gibi. Madalyaları kaptık. Ama sonra birden durmak istedim. Durdum ve hala duruyorum neredeyse hiç koşmuyorum çünkü zihnim öylesine dolu ki bedenim hareket etmek istemiyor. Zihnim delicesine hareket ederken bedenim aşırı yorgunluk hissediyor. Geceleri uyuyamıyorum, aslında günlük üç dört saat uykuyla yaşıyorum ve bu kadar az uykuyla koşamıyorum zaten de bunun tehlikeli olacağını düşünüyorum. Her zaman düzenli koşamıyorum bu beni bazen strese sokuyor. Fakat şu an doğru zaman değil. O kadar yorgunum ki…

Ormanlara, dağlara koşmalı

Hayatımda hiç öyle beş, on yıldızlı otellerde kalmadım. Hiç öyle bir merakım olmadı. Çadırım varsa ya da karavanım tüm yıldızlar benim zaten diyip hep kamp yaptım. Doğanın kucağında büyümüş bir insan olduğum için olsa gerek ne böcekten korkarım, ne karanlıktan. Soğukta üşümem, sıcaktan hoşlanmadığımı herkes bilir ama ağaç gölgesine bayılırım. Tekneleri sevmem, suyun içinde yazlık gibi bana ama denizle aşk var aramda. Öyle hep suda olayım diye bir derdim yoksa bile, iyot kokusu mu desem, yoksa o mavilik mi bilmiyorum da deniz bende tutkudur. Mavi mi, yeşil mi seçemem ama kızımın adını Mavi koymuş kişiyim. Konu doğa olunca işte kimse tutamaz beni. Şehir hayatının bunaltıcılığına dayanamadığımdan hep şehir dışında, ağaçların olduğu, gök yüzünü görebildiğim yerlerde yaşamaya çalıştım. Sanırım bu yüzden yazın İstanbul’da, Galata’da oturmak zorunda olduğumuz zamanlarda koşmak benim için eziyetli bir hal aldı. Şehir diyince, en büyük olanının en göbeğinde kalınca böyle oluyor işte. Her şeyle beraber koşmakta eziyet haline geliyor. İnsan koşarken düşünmek istiyor, nefes almak istiyor, çevrensine bakınca mutlu olmak istiyor. Ayaklarının altında yumuşak bir toprak istiyor. Yok ama yok… Şehirlerde bu yok. Asfaltta koşmak acı veriyor, dizlerimi ve belimi acıtıyor. Yanımdan arabalar geçiyor, egzoz gazı soluyorum. Yok yok ben şehir koşucusu değilim kesin bilgi. Patikaları koşsam, dağlara çıksam, toprak koksa, çam ağaçları sarsa etrafımı. Gökyüzü daha mavi görünse, doğanın sesini dinlesem sessizce daha ne isterim ki?

15 yıl

Merhaba bu ben, bir ben vardır benden içeri dedikleri işte bu. Bu benim 2002 yılında #skolyoz ameliyatı olduktan sonra düzelmiş halim. 15.yıl kutlamaları kapsamında bu röntgenleri paylaşmak istedim. Geçtiğimiz on beş yılda vidalarım, sopalarım ve kancalarımla hayatın yükünü her normal insan gibi ben de sırtımda taşıdım. Hatta evlendim, çocuk yaptım, kariyer de yaptım. Resim yaptım, yoga yaptım, pilates yaptım, yüzdüm, temizlik yaptım, bisiklete bindim, uzun uzun yollarda araba kullandım, camları da sildim. Bol bol köpek çekiştirdi ama vidam atmadı mesela. Yetmedi koştum, biraz daha koştum üstelik daha da koşarım, coşarım dağları tepeleri bile aşarım. Boynum ağrıdı, belim ağrıdı, bacaklarım ağrıdı ehh başım da ağrıdı bol bol son on beş yılda ama herkesin bir yerleri ağrıdığı kadar işte. Evet havalimanlarında öttüm, açıp sırtımı göstermek zorunda da kaldım haliyle. Skolyoz ameliyatı olmak demek hayatını kısıtlamak, köşene çekilip oturmak demek değil gördüğünüz gibi. Bununla da yaşanıyor dostlar. Happy anniversary my dear #scoliosissurgery 🙏🏻 #scoliosis #scoliosisfighter #run #swim #runner #runningacademy #runningacademy_official #yoga #pilates #nevergiveup

En uzun koşu ve ağrılar

Ben ve bitmeyen ağrılarım. Artık böyle bir insan oldum. Sürekli bir ağrı ile yaşıyorum ama yılmadan koşmalara da devam. Dün sabah yine feci acılı başladı, sonra akşama kadar süründüm. Güneş gidip hava serinlemeye başlayınca, tüm acılarıma rağmen kalkıp koşmaya gittim. Malum Pazar uzun koşma günü, çıktım gittim parka. Parkın koşu parkuru 1280 metre, yani insan kendini daha az hamster hissediyor. Hani on tur koşarsan zaten neredeyse 13K. Ben dün 14K koştum ve sıkılmadım. İnsan uzun koştuğunda uzaklara girmek istiyor ama bu aralar yumuşak zeminden vazgeçmek benim adıma söz konusu değil. Bu yüzden parktan ayrılmıyorum. Dün koştuğum 14km şimdiye kadar koştuğum en uzun mesafe oldu ve en önemlisi Kasım ayında İstanbul Maraton’unda koşacağım 15 K için büyük moral oldu. Demek ki rahatlıkla bitirebileceğim bir mesafeymiş. Güzel yani sevdim bu düşünceyi ve hemen peşine Mart ayında Antalya’da 21K koşabilir miyim??? düşüncesini ekledim. Biraz heyecan verdi bu fikir bana. Gerçi geçen sene ilk yarışım 10K yı bitirdiğimde seneye 21K koşarım demiştim ama, hafif bir korku haliyle var. Gerçi Mart’a da çok var. Verimsiz bir yaz ve üstüne de bu ağrı dönemi gelince moralim bozuldu ne yalan söyleyeyim. Ama olsun zamanla her şey yoluna girecek biliyorum.

Bugün tekrar doktora gittim kemik sistemimde bir sıkıntı görünmüyor,bu iyi haber. Kan tahlili verdim artık onun sonucuna göre bakıcaz. Neyse halim çıksın falim. Bekliyorum.

Beni nasıl bilirsiniz?

Beni böyle sağı solu ağrıyan mızmız biri olarak bildiniz. Yok aslında hiç alakası yok ama buraya yazmaya başladıktan bir süre sonra başıma musallat olan ağrılar peşimi bırakmadı ve sürekli olarak ağrıdan, acıdan bahseder oldum. Ne kadar fena…

Ben ki acıya nasıl dayanıklı birisiyim. Hiç sesim çıkmaz çoğu zaman, koskoca skolyoz ameliyatı oldum da gık demedim. Şimdi delirmek üzereyim, o kadar canım sıkılıyor bu işe…

Bugün biraz yüzmeye gidicem. Hergün aynı şeyi söyleyip hiç yapmamak ne demek yahu o nasıl şey öyle. Yok yok az sonra toplanıp gidiyorum. Olmaz böyle saçmalık yani. Akşama koşarım artık.

Geçmeyen ağrıya koşmalı çözüm

Evet belimin ağrısı geçmedi, azaldı hem de çok azaldı gerçekten. Baktım yatarak, durarak, ilaçla geçmiyor koşarak ve coşarak geçirmeye karar verdim. Hareket hep bereket gerçekten öyle. Beden bir şekilde hareket etmeye uyum sağlıyor. Beden hareket edince zihinde onunla beraber “tamam” diyor “yaparız biz bu işi.” kim bilir belki de çok yanlış bir şey yapıyorum koşmaya devam ederek, belki de çok doğru… Orasını şimdiden bilemiyorum bunu zaman gösterecek. Her şeyin başı sağlık, bunu bilir bunu söylerim. Koşmak söz konusu olunca, koşmaya engel her şey can sıkıcı bir hal alıyor benim için. Sağlık açısından diyorum. Çünkü benim için şöyle bir durum var, koşabiliyorsam sağlıklıyım. Koşamıyorsam hımm ters giden bir şeyler olabilir.

Dün en uzun mesafem olan 12km koştum. Şimdiye kadar daha uzun bir mesafe koşmadım hiç, denemedim de ama bu Pazar 14K var mesela programımda. Yani koşmaya başlayalı bir yıl olduğunda ben de yarı maraton koşabilir hale gelir miyim diye düşünüyorum. bir sakatlanma, bir arıza, yok efendim bir hastalık olmazsa neden olmasın 🙂

Bugün bir de ay sonunda gideceğim koşu kampı için çanta ısmarladım. O da beni çok heyecanlandırıyor :))

IMG_8961

Mevsim

Mevsim yaza veda ediyor. İlk defa bu yıl yaz bitiyor diye seviniyorum. Rahat rahat koşamadığım büyük eziyet çektiğim ve de sonunda sakatlandığım bir yaz bitsin artık lütfen.

Sıcaklık azalınca koşmak haliyle daha kolay ve zevkli oluyor şöyle nefes aldığımı anlıyorum

Bu arada

Doktora gittim “yok bir şey” dedi ama ağırlarım bitmiyor. Koşuyorum evet, koşarken bir ağrı yok ama oturmak hala büyük eziyet. Bugün biraz yoga yapmayı düşünüyorum belki işe yarar, Pazartesi için kendime yüzme yazdım o da iyi olabilir. Tek istediğim bitsin bu acı artık.

Uzun zamandır düzenli koşmadığımdan bacaklarım tutuldu dün gece. Neyse ki o geçici.

Koştum

Ağrı falan bir yere kadar. Öyle çok sıkıldım ki daha fazla dayanamadım ve kendimi sokağa attım. Koştum. Öylece koştum gittim. Yarın yokmuş gibi. Sabah uyandığımda göreceğim bakalım ne olmuş. Belki de iyi gelmiştir. Yarın zaten doktora gidiyorum. Artık bitsin bu çile, nereme ne olmuşsa bilmek istiyorum. Ama koşarken bir acı bir ağrı olmadığına göre bu iş koşmakla ilgili değil. Sakatlanmak çok fena bir şey. Hem fiziksel hem de psikolojik olarak çok yıpratıcı. Insanın canının istediği gibi hareket edememesi çirkin bir durum. Bakalım yarın olsun, iyi mi yaptım kötü mü anlayacağım.

Koşamayan Aslı

Yatıyorum, böyle bildiğin yatay pozisyon, iki kalkıp resim yapıyorum sonra tekrar yatıyorum. O kadar çok sıkıldım ki kelimeler kifayetsiz kalıyor. Geçmiyor bu bel ağrısı dostlar. İlaçlar, masajlar, şifacılar, reikiciler o derece herkes iş başında ama yok geçmiyor. Dün biraz iyi gibiydim, akşam serinliğinde hafiften koştum, ahh nasıl iyi geldi. Kısacık koştum ama çok güzeldi. Sonra, “dur Aslı dedim zorlama kendini yavaş yavaş…”

Bugün mesela cesaret edemedim koşmaya, resmimi bitirdim, ilaçlarımı içtim sürdüm neyse yattım bütün gün haliyle geberdim sıkıntıdan. Elimde telefon sürekli yok Facebook yok Instagram, kitap okudum, film izledim. Bahçede oturdum biraz. Maksat zaman geçsin ama ben koşmak istiyorum !

Geçmiyor…

Bel ağrısı geçmiyor, koşamıyorum. Net. Oturamıyorum bile, koşmak nerede? İçmediğim ilaç, sürmediğim krem, denemediğim bir şey kalmadı, bıktım artık gerçekten. Bugün termafor deniyorum bakalım işe yarayacak mı? Masaj bile yaptırdım, yok bana mısın demiyor arkadaş. Belimi sakatlamış olma ihtimali beni çok korkutuyor zira zaten skolyoz ameliyatı olmuş bir kişinin belini de sakatlamış olması korkunç olmaz mı? Lütfen sadece tutulmuş olsun ve geçsin artık…

15 gün aradan sonra

15 gün olmuş tek adım koşmayalı, yalan olmasın gecenin üçünde İtalya gemisine koştum ama o sayılmaz, neyse artık Ağustos programına baştan başlayacağım mecburen. İnsan böyle ara verince tekrar başlaması çok zor oluyor. İlk bir kaç gün sürünürüm sonra yavaş yavaş kendime gelirim belki. Belimin ağrısı acaba geçer mi koşunca yoksa daha mı kötü olacak onu görücez artık. Öğleden sonra bir edit yaparım bu posta, durum bildiririm. Şimdi biraz okuma zamanı, sonra koşu. Bu arada koşuyla ilgili olmasa da Sezgin Kaymaz okumayan kalmasın,gerçekten bazı yazarlar çok şahane.

Edit: Koştum geldim. 2 km yürüdüm önden, peşine 9 km koştum. Ne yalan söyliyeyim yoruldum biraz, ayrıca koşu bandında bu mesafeler çok sıkıcı oluyor. Kulaklığımı da almamışım yanıma müzik bile dinleyemeden koştum Hamster misali.

Belim daha iyi, gerçekten hareket iyi geliyor galiba ama sol dizim sinyal vermeye başladı tekrar. Koşu sonrası hep sol dizimde sıkıntı oluyor ben de buz koyuyorum. Bir de dizliğim var çok iyi geliyor onu takıyorum.

Böyle işte…

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑