Hedefsizliğin şerefine

Tüm yarışlar iptal oldu malum. Virüs girdi hayatımıza o da malum. Neyse ki tüm dünyanın başına aynı şeyler gelip şartlar eşitlenince aslında bir şey olmuş ama da hiç bir şey olmamış gibi oluyor ya harika bir sistem bence. Kapadokya diyorum mesela mümkün olur mu? Kapadokya bir hedef olabilir mi? Aklımda çılgın sorular… Hedefini kaybeden insan kafası kesik tavuk gibi geziyor ortalarda işte, ne yaptığımız belli değil. Koşuda hedef arıyorum ben amaç yarışmak değilse bile o yarışa gitmek, koşmak, sosyalleşmek sonuçta. Bitirip, madalyamı alıp, üç beş fotoğraf çektiysem, iki Instagram postum varsa benden mutlusu yok zaten. Fakat…

Son zamanlarda market alış verişi bile büyük mevzu haline geldi. Spor olarak dezenfeksiyon dalında yarışıyoruz hepimiz. Markete git, çitile aldıklarını, yerleri, kapı kulplarını sil, süpür, yıka… ayyy deliricem galiba. Ayarım kaçtı iyice.

Yarın Pazartesi 18 Mayıs 2020 (yitik yıl) yirmiyle yirmiyi sadeleştirirsek =0 oradan bitti bu yıl. Neyse 😏

Konu o değil de yarın diyete giriyorum ve tekrar koşmaya başlıyorum. Hedefim düşük nabızda, az stresli zevkli koşu, niyetim diyet. Covid iştahı diye bir şey var, kesinlikle var ya da bunalım sonucu aranan mutluluğu tatlıda bulmak diye bir durum var bak o daha mümkün. Yemiyorum artık yeter gerçekten yeter.

Ama çok güzeldi 🥰😍

Yarın Pazartesi hedefim yarın hedefsizliğin şerefine koşmak ve insani sınırlarda yemek. Bakalım. Kısmet…

Bir yerde sıkışıp kalmak

Ne oldu şimdi dünyaya böyle? Kimse bilmiyor aslında. Öylece duruyoruz. Bakıyoruz. Herkesin bir fikri var ama gerçek ne acaba? Onun da fazla önemi yok zira herkesin yaşadığı kendi gerçeği sonuçta. Dünyanın en güzel yerlerinden birinde de olsan, mesela Norveç’te, yine de birilerinin kararıyla eve kapatıldığını, birilerinin kararıyla ülkeye kapatıldığını bilmek sinir bozucu işte. Yani bıraksalar uçağa binip gider miyim bir yere? Hayır. Ama bu benim tercihim olmalı. İki ay oldu yok lock down yok karantina, yok Coronavirus yok Covid-19 derken adım adım yaklaşan depresyonun ayak sesleri mi o? Hah ta kendisi işte. Sıkışmışlık duygusu sürekli boyun kasılması gibi. Hani boynu kasılır ya insanın kafası yüzseksen kilo gibi gelir. Söküp atsan o kafayı boynun rahatlayacak gibi. Ne tatsız oldu dünya amaaaan….

Koşmak bile istemiyorum… Bir dönem oldu korkudan koşamadım arkasından koşmadıkça koşamadım. Şimdi de sıkışmaktan koşamıyorum. Böylece bir kısır döngü içinde debelenip duruyorum. Bıktım valla bıktım. Ne güzeldi her şey aslında şundan iki ay öncesine kadar.

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑